Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 713

b. Olağanüstü zamanaşımı

b. Olağanüstü zamanaşımı

Madde 713 - Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.

Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce “ … ” “ … ” I hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir II.

Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır.

Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.

Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.

Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler.

Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir.

Özel kanun hükümleri saklıdır.

I-) Anayasa Mahkemesi Kararı:

Hükmün ikinci fıkrasında yer alan “…yirmi yıl önce ölmüş…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Bu itiraz Anayasa Mahkemesi’nin T: 17.03.2011, E: 2009/58, K: 2011/52 sayılı kararı ile kabul edilmiş ve bu ibare ve hemen ardından gelen "... ya da ..." ibaresi iptal edilmiştir:

“… Başvuru kararında, Türk Medenî Kanunu’nun, mülkiyet hakkı sahibine mülkiyete yapılacak saldırıları önleme ve temin etme hakkı sağladığı, önleme davalarının hiçbir süreye tabi olmadığı, tapuda muris adına kayıtlı olan taşınmazın mülkiyet hakkının sırf tapuda intikal yapılmadı diye yirmi yıl süre geçmekle sona erdirilmesinin hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramadığı, devletin kazanılmış haklara saygılı olması ve kişilerin temel haklarını koruyucu düzenlemeler yapması gerektiği, kuralın hiçbir bedel ödenmeden hak kaybına imkan sağladığı belirtilerek, itiraz konusu ibarenin Anayasa’nın 2., 10., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür...

İtiraz konusu sözcük uyarınca; tapu sicilinden malikinin kim olduğu anlaşılmakla birlikte yirmi yıl önce ölmüş bir kimse adına kayıtlı taşınmazın tamamını veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasını davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişinin, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebileceği öngörülmekte, mülkiyet bu koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olmaktadır. Zilyet tarafından mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilebilmesini isteyebilmek için maddede belirtilen koşullar yanında mirasçıların, olağanüstü zamanaşımının tamamlanmasından önce açıklayıcı tescil yaptırmamış olmaları da gerekmektedir.

Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının “zamanötesi” niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medenî Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu “ ... ölmüş ... ” sözcüğü Anayasa’nın 2. ve 35. maddelerine aykırıdır. …

Sonuç

2- 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ... ölmüş ... ” sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, …

3- 4721 sayılı Kanun’un 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ ... ölmüş ... ” sözcüğünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan iptal edilen sözcükten sonra yer alan “ ... ya da ... ” sözcüğünün de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrası gereğince iptaline, … karar verildi.” (RG. 23.07.2011; S:28003).

Not: Anayasa Mahkemesi, 17.03.2011 gününde hükmün iptalden önceki hali ile uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için hükmün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına karar vermiştir. (RG. 02.04.2011; S: 27893).

II-) Not:

Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararından sonra 03.05.2012 tarihli ve 6302 sayılı Kanun’un1:

1-) 3. maddesiyle 2644 sayılı Tapu Kanunu’na bir ek madde eklenmiştir. Ek madde 1’e göre:

“Ölüm tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde tapu sicilinde miras intikalinin gerçekleşmemesi halinde tapu müdürlüğü, mirasçılık belgesi düzenlenmesi için yargıya başvurabilir. Tapu müdürlüğü mirasçılık belgesine göre tapu sicili kayıtlarını elbirliği mülkiyeti şeklinde tescil ederek güncelleştirir. Tapu müdürlüğünün bu yetki kapsamındaki başvuruları her türlü gider, vergi, resim veya harçtan muaftır.”

2-) 4. maddesiyle 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (B) bendinin (c) alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“c) Kayıt sahibinin yirmi yıl önce gaipliğine hüküm verilmiş veya tapu sicilinden malikin kim olduğu anlaşılamamış ise çekişmesiz ve aralıksız yirmi yıl müddetle ve malik sıfatıyla zilyet bulunan kimse adına tespit olunur.”

Böylelikle anılan hükümdeki “ … ölmüş ya da … ” ibaresi Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına paralel olarak madde metninden çıkarılmıştır.

III-) Yargı Kararları:

1-) YİBK, T: 09.10.1946, E: 1946/6, K: 1946/12:

Bkz. madde 706.

2-) YİBK, T: 01.12.1948, E: 1946/2, 1947/8, K: 1948/9:

“… Tescil dâvalarında hasım gösterilmesi ve bu dâvanın incelenmesinden önce behemehal ilânın Yargıçlıkça yaptırılması lâzımgeldiğine dair kanuni bir hüküm mevcut olmadığı ve bilâkis Medeni Kanunun 639 uncu maddesinde yazılı talep ve emir kelimelerinin biliktiza delâlet ettiği üzere olayın nizasız kaza usuliyle incelenmesi gerektiği; zira hukuk ıstılahınca talep kelimesi tek taraflı ve hasım gösterilmeksizin Yargıçtan bir şeyin yapılması isteminden ibaret ve bununla beraber maddenin son cümlesinde yazılı “tescil ancak hâkimin emriyle olur” ibaresinin tazammun ettiği mâna dahi olayın tek taraflı olarak bakılmasını gerektirmekde olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, emir hüküm gibi hasımlı olan dâvaların gayrisine ait meselelerde müstamel ve emir ile hüküm arasında bariz bir farkın mevcut bulunduğu da Borçlar Kanununun 136 ncı maddesinde gösterilmekle beraber tapuda kayıtlı olmıyan veya tapu sicilinde maliki kim olduğu anlaşılamıyan veya yirmi sene evvel vefat etmiş, yahut gaibliğine hüküm verilmiş bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü nizasız ve fâsılasız yirmi sene müddetle ve malik sıfatıyle yedinde bulunduran kimsenin bu husus tek taraflı olarak isbat edebileceği müelliflerce kabul olunmaktadır. Bu bakımlardan tescil dâvalarında hasım gösterilmesi tescil taleplerinin sıhhat unsurlarından olmadığı gibi tescil için Kanun Koyanın gösterdiği şart ve unsurların olayda bulunup bulunmadığının tahkiki dahi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ikinci babının dördüncü faslında yazılı hükümler dairesinde Yargıca bırakılmış olup bu yönden tescil dâvalarında ilânın behemehal yapılması dahi tescil dâvalarının sıhhat unsurlarından değildir.

Gerçi, İsviçre Medeni Kanununun 662 nci maddesinde “tescil ancak resmen vâkiolan bir ilân ile tâyin edilecek müddet içinde hiç bir itiraz vâki olmadığı, yahut vâki itiraz reddedildiği takdirde hâkimin emriyle yapılır” fıkrası mevcut ise de, Medeni Kanunumuzun 639 uncu maddesinin vaz ve taknininde bu fıkranın tayyedilmiş olması ilânın lâzım ve zaruri olmadığını ifham etmektedir.

Yukarıda yazılı mucip sebeplere göre tescil davalarında ne hasmın gösterilmesi ve ne de ilânın yapılması kanunen meşrut olmadığına … karar verildi.” (RG. 08.04.1949; S: 7177).

Not: Bu içtihadı birleştirme kararının 6333 sayılı ve 09.03.1954 tarihli “Türk Medeni Kanununun 639 uncu maddesinin değiştirilmesi hakkında Kanun”dan sonra uygulama kabiliyetini yitirdiği gözden uzak tutulmamalıdır.

3-) YİBK, T: 27.04.1949, E: 1948/7, K: 1949/7:

Bu içtihadı birleştirme kararının T: 26.05.1954, E: 1954/7, K: 1954/17 sayılı kararı ile uygulama kabiliyetini yitirdiği gözden uzak tutulmamalıdır. Her iki karar için bkz. madde 638.

4-) YİBK, T: 10.06.1953, E: 1953/6, K: 1953/5:

“... Tezkerei Samiye o tarihe kadar tasarrufu ve menfaati şahıslar tarafından henüz iktisabedilmemiş olan diğer bir ifade ile rekabesi ve tasarrufu Devlete ait bulunan veya Devletin hükümranlığı altında olan gayrimenkullerden bir kısmını bir âmme hizmeti sayılan maden işletme işine bağlamak suretiyle ve idari bir tasarrufla âmme emlâki meyanına almış bulumaktadır. Şu suretle o tarihe kadar hususi hukuk nehci içinde mütalâa edilegelmekte olan bir kısmı gayrimenkul âmme hizmeti bağlanarak ve fertlerin hususi hukuk hükümleri dairesinde iktisabı menolunarak âmme emlâki sayılmıştır.

Şu halde işbu tezkere gayrimenkulün mahiyetini tebdil eden onu hususi hukuk sahasından çıkarıp âmme hukuku sahasına sokan idari bir tasarruftan ibaret bulunmaktadır.

Tezkerede bahsi geçen mercilerin o yolda karar ittihazına salâhiyetli bulundukları ise aşikâr bir keyfiyettir. Salâhiyetli idari merciler tarafından âmme emlâki meyanına alınan gayrimenkuller hususi hukuk hükümleri dairesince iktisap olunamazlar. İdari bir kararla veya mahsus bir kanun ile işbu gayrimenkuller âmme emlâki meyanından çıkarılmadıkça Medeni Kanunun 639 uncu maddesinde yazılı sebeplerden ötürü iktisabolunamayacakları gibi Medeni Kanun ve Tapu Kanunu muvacehesinde Tezkerei Samiye hükmünün hukuki değeri kalmadığı da iddia edilemez.

Bu sebeplerden dolayı; 1326 tarihli Tezkerei Samiye hükmünün hâlen meri ve muteber olduğuna ve tezkerenin derpiş ettiği gayrimenkullere taallûk eden dâvalarda nazarı itibare alınması lâzım geldiğine … karar verildi.” (RG. 26.08.1953; S: 8491).

5-) YİBK, T: 27.01.1954, E: 1951/8, K: 1954/2:

“… Tapuda kayıtlı olup firari veya mübadil eşhastan hasbelkanun hazineye intikal eden gayrimenkuller, Medenî Kanunun 639 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tasrih edilen gayamenkuller mahiyetinde olmadığından ve sözü geçen fıkrada gösterilen vasıfları ve unsurları haiz bulunmadığından işbu gayrimenkullerin nizasız ve fasılasız yirmi sene ve daha fazla müddetle ve malik sıfatiyle yedinde bulunduran kimse tarafından iktisap edilemeyeceğine ve bu gibi gayrimenkuller hakkında Medenî Kanunun 639 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iktisabi müruruzaman cereyan etmiyeceğine … karar verildi.” (RG. 02.04.1954; S: 8674).

6-) YİBK, T: 26.05.1954, E: 1954/7, K: 1954/17:

Bkz. madde 638.

7-) YİBK, T: 15.05.1957, E: 1957/2, K: 1957/11:

Bkz. madde 638.

8-) YİBK, T: 19.06.1957, E: 1957/6, K: 1957/24:

“… Bir gayrimenkule iktisap zaman aşımı süresince zilyet bulunan şahsın Kanunu Medeninin 639 uncu maddesinin birinci fıkrasından faydalanmasını gayrimenkulun tapu kütüğünde mukayyet bulunması hali önleyebilir. Hususi mülkiyet şeklinde tasarruf ve iktisabı mümkün olan gayrimenkul hakkında, tapuda kayıtlı bulunmadıkça yahut hususi bir kanunun istisnai hükmünün o gayrimenkul hakkında tatbik edilmiş olması veya Lozan Muahedesi hükümleriyle teyit edilen Hazinece daha önce yapılan el koyma muameleleri dolayısiyle tapusuz gayrimenkullerdeki iktisap müruruzamanı hükmü bertaraf edilmedikçe, zilyetlikle iktisap hükümleri zilyet lehine tatbik edilebilir. Mütegayyip veya ahar mahalle nakledilen şahıslardan metrûk gayrimenkul için mübadele ve tefviz işlerinin kesin tasfiyesi hakkındaki 4796 sayılı kanunun 8 inci maddesiyle ilga edilmiş olan 28.05.1928 tarih ve 1331 sayılı kanun ile bu kanunun 7 nci maddesini tefsir eden 146 numaralı Büyük Millet Meclisi tefsir kararının ve 13.09.1331 ve 15.04.1339 tarih ve 333 sayılı kanunların nazara alınması ve malik gibi zilyetlik şartının bertaraf edilebilmesi, o gayrimenkule Hazinece usulü dairesinde el konulmuş olmasına bağlıdır. Gerçekten, Hazinenin daha önce mahsus kanun hükümlerince el koymuş olduğu gayrimenkul hakkında, tapuya hiç kayıtlı olmasa bile, tapusuz gayrimenkullerin zilyetlikle iktisabı hakkındaki hükümler tatbik edilemez. Bu itibarla tapuda kayıtlı olmıyan gayrimenkulun mücerret firarî ve mütegayyip veya ahar mahalle nakledilen şahıstan metrûk bulunmuş olması, o gayrimenkul hakkında Zilyet lehine Kanunu Medeninin 639 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmünün tatbikine mutlak şekilde engel olamaz. Bu sebeplere binaen, firari ve mütegayyip eşhasa ait olup da tapuda kayıtlı bulunmıyan ve Hazinece usulü dairesinde el konmamış olan gayrimenkul hakkında Kanunu Medenî’nin 639 uncu maddesinin birinci fıkrası hükmünün zilyet lehine tatbik olunacağına … karar verildi.” (RG. 14.11.1957; S: 9756).

Not: Bu içtihadı birleştirme kararının 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 33. maddesinde 1617 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Öntedbirler Kanunu’nun2 20. maddesiyle yapılan değişiklikten sonra ve 766 sayılı Tapulama Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 48. maddesinin 1. fıkrası karşısında uygulama kabiliyeti kalmamıştır.

9-) YİBK, T: 04.03.1959, E: 1959/2, K: 1959/19:

“… Tapuda mutasarrıfı uhdesinde mukayyet ve belli bir vakfın icareteynli malı olduğu tapu sicillinden anlaşılan gayrimenkul mutasarrıfı 20 sene evvel vefat etmiş olsa dahi o gayrimenkul hakkında Kanunu Medenînin 639/2. maddesinin zilyet lehine tatbik edilemiyeceğine, bu nevi gayrumenkullerin zilyetlikle iktisab olunmıyacağına … karar verildi.” (RG. 08.06.1959; S: 10225).

10-) YİBK, T: 18.04.1960, E: 1960/15, K: 1960/7:

“… Tapuya bağlı bir gayrimenkulun Medeni Kanunun 639 uncu maddesi gereğince zilyed adına tescilinin istenebilmesi için onun tamamının zilyedi bulunmak gerekeceğine ve tapuya bağlı bir gayrimenkulun bir parçasına zilyed bulunan kimsenin sadece o parçanın kendi adına tescilini isteyemiyeceğine … karar verildi.” (RG. 04.08.1960; S: 10569).

Not: Bu içtihadı birleştirme kararının, Türk Medenî Kanunu’nun 713. maddesinin 2. fıkrası karşısında uygulama kabiliyeti kalmamıştır.

11-) YİBK, T: 26.12.1966, E: 1966/10, K: 1966/12:

“... Zilyedin olağanüstü zamanaşımına dayanan iktisap iddiasında zamanaşımı süresini tâyinde 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun 10 uncu maddesinin etkisi bulunmadığına, tescil dâvasında 15.06.1945 tarihine kadar devam eden zilyetlik süresinin değil, nizaın doğduğu zamana kadar devam eden zilyetlik süresinin 20 seneye varıp varmadığının araştırılması gerektiğine, zilyetliğin vergi kaydı ile dahi ispatı gereken hallerde niza tarihinden en az 10 sene önceki kaydın yeterli olacağına, niza dâva ile doğmuş ise dava tarihinin, 4753 sayılı Kanun uyarınca Toprak Komisyonu tarafından el konulması ile doğmuş ise el koyma tarihinin, kadastro tahdidi veya tapulama tespiti ile doğmuş ise tahdit veya tespit tarihinin esas tutulacağına ve bu itibarla Yargıtay Sekizinci Hukuk Dairesi ilâmında belirtilen içtihat ile 18.12.1961 tarihli karşılık yazıda belirtilen yeni temayülün doğru olduğuna … karar verildi.” (RG. 11.04.1967; S:12570).

Not: Bu içtihadı birleştirme kararının 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 33. maddesinde 1617 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Öntedbirler Kanunu’nun3 20. maddesiyle yapılan değişiklikten sonra ve 766 sayılı Tapulama Kanunu’nu yürürlükten kaldıran 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 48. maddesinin 1. fıkrası karşısında uygulama kabiliyeti kalmamıştır.

12-) YİBK, T: 23.12.1994, E: 1992/2, K: 1994/5:

“… 1617 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 26.07.1972 tarihinden sonra ve o tarih itibariyle mer’i bulunan yasalara göre belgesizden zilyetlikle kazanılmış taşınmazların, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğünden sonra açılan davalarda, anılan Yasanın 14 üncü maddesinde öngörülen sınırlamalar bakımından nazara alınması gerektiğine … karar verildi.” (RG. 26.02.1995; S: 22214).

13-) YİBK, T: 04.12.1998, E: 1996/4, K: 1998/3:

“… T.M.K.nun 639/1. maddesinde olağanüstü zamanaşımı ile taşınmaz kazanmanın koşulları belirtilmiş ise de, tescil davası sonucunda verilen kararların hangi tarihten itibaren sonuç doğuracağına ilişkin olarak yasalarımızda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konuda gerek öğretide ve gerekse uygulamada değişik görüşler ileri sürülmüştür.

Öğretide ileri sürülen görüşler ve özetleri şöyle sıralanabilir.

1- Mülkiyet hakkı zilyetlikle kazanma koşullarının gerçekleştiği anda kendiliğinden kazanılır. Hakimin tescil kararı tamamen izhari (açıklayıcı) mahiyette olup, inşai (yenilik doğurucu) nitelikte değildir.

2- Mülkiyet hakkı tescil davasının açıldığı tarihte doğar. Zira, her dava açıldığı tarihten itibaren sonuç doğurur.

3- Mülkiyet hakkı, M.K. 639/3 maddesinde öngörülen üç aylık sürenin geçmesi ve hak sahiplerinin tescil istemine karşı itiraz davası açmamaları sonucunda oluşur. İlgili hak sahiplerinin … ve tescil istemine karşı koymamaları sonucu tescile karar verilmesi mümkün olacaktır.

4- Mülkiyet hakkı tescil kararının kesinleştiği tarihte oluşur. Tescil kararı kesinleştiği tarihten ileriye doğru sonuç doğurur.

5- Mülkiyet hakkı kesinleşmiş kararın tapuya tescil edildiği tarihten itibaren sonuç doğurur. Zira, mülkiyet hakkı tescil ile doğar. Hakkın doğumu ve varlığı tapu kütüğüne tescil edilmesine bağlıdır. Tapu kütüğüne tescil edilmeyen hakkın ayni olarak kabulü mümkün değildir.

Öğretide ileri sürülen 1 ve 4 numaralı bentlerde açıklanan görüşler uygulamada kabul edilmiş ise de, diğer görüşler ilgi görmemiş ve uygulamaya konu olmamıştır.

Tescil kararının hukuki niteliği ve hangi tarihten itibaren sonuç doğuracağı konusunda yasalarımızda açık hüküm bulunmadığından bazı hükümlerin açıklanması ve değerlendirilmesi yapılarak konunun açıklığa kavuşturulmasında yarar vardır.

Mahkemelerce verilen tescil kararı ile yasal olarak korunmakta olan eylemli durumu gösteren zilyetlik, mülkiyet hakkına dönüşmekte ve anayasal olarak ve temel insan hakkı olarak korunmaktadır (1982 Anayasa’sı md. 35).

Mülkiyet hakkı ayni bir hak olup, tapu kütüğüne tescili gerekir. Taşınmaz mallardaki mülkiyet hakkı kural olarak tescille doğar (M.K. 633/1 ,918/1).

Bu kuralın istisnaları M.K.nun 633/2. maddesinde belirtilerek bazı hallerde tescilden önce mülkiyetin kazanılabileceği hükme bağlanmıştır. Bu istisnalardan birisi de “mahkeme ilamı”dır. Mahkeme ilamının bulunması halinde taşınmazın mülkiyetinin tescilden önce kazanılabileceği öngörülmüştür. Mahkemelerce yargılama sonucunda uyuşmazlığın nihai çözümüne ilişkin olarak taraflara verilen onaylı kararlara ilam denilmektedir. Ancak tescil kararının hukuki sonuç doğurabilmesi için mahkemece tescile karar verilmiş olması yeterli olmayıp, bu kararın kesinleşmiş olması da şarttır. Zira, H.U.M.K.nun 443/4. ma(d)desi gereğince taşınmaz mallara ilişkin hükümlerin infazı için kararın kesinleşmesi zorunludur.

Özel kanun hükümleri ayrık olmak üzere taşınmaz mallar hakim kararıyla tapuya tescil edilebilir (25.1.1950 tarih 5519 sayılı kanun md.). Tescil kararı iki bölümden oluşur. Kararın birinci bölümü kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanma koşullarının gerçekleştiğinin saptanması, ikinci bölüm ise buna göre tapuya tescil işlemi yapılmasının buyurulmasıdır. Hakim tescil kararı verirken zilyetlikle kazanma koşullarının davacı yararına oluştuğunu saptamak ile yetinmemekte, bu koşulların varlığı halinde tescile karar vermektedir. Hakim tarafından tescil işleminin tapu idaresince yapılmasına karar verilmesi emredici, buyurucu ve bunun doğal sonucu olarak yenilik doğruca bir karardır. Zira, bu kararla eylemli kudret olarak tanımlanan zilyetlik, mülkiyet hakkına dönüşmekte, mülkiyet hakkı tapu kütüğüne tescil olunmaktadır.

Kazandırıcı zamanaşımı koşullarının oluşması ile taşınmaz üzerindeki zilyetlik kendiliğinden mülkiyet hakkına dönüşmez. Bu koşulların oluşması halinde zilyet yararına “tescili talep hakkı” doğar. Bu husus Medeni Kanun’un 639/1. maddesinde zilyedin tescil talebinde bulunabileceği şeklinde ifade edilmiştir. Bu nedenle hakimin tescil kararı ile yeni bir hukuki durum ortaya çıkar ve bu karar kesinleştiği tarihten ileriye yönelik olarak sonuç doğurur.

M.K.nun 639/1. maddesi uyarınca açılan tescil davalarında da uygulanması zorunlu bulunan 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca aynı çalışma alanında sulu arazide 40 ve kuru arazide 100 dönüm miktarındaki taşınmazın kayıt ve belgesiz olarak zilyetlikle kazanılması mümkündür. Miktar sınırlaması yönünden 1617 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 26.7.1972 tarihinin dikkate alınması gerekir. Tescil kararının izhari (açıklayıcı) olduğunun kabulü halinde 1617 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra açılan tescil davalarında miktar sınırlaması yönünden denetim ve uygulama yapılması mümkün olamayacaktır. Zira, zilyet adına dava konusu taşınmazlardan başka zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu taşınmazların tesbiti mümkün olmadığı gibi, 26.7.1972 tarihinden sonra açılan davalarda da kazanma koşullarının daha önce gerçekleşmiş olması nedeniyle miktar sınırlaması dikkate alınamaz. Böyle bir uygulama ise kanun koyucunun amacına aykırı düşer ve yürürlükte bulunan hükmü uygulanamaz hale getirir.

Açıklanan nedenlerle tescil kararı ile yeni bir hukuki durum ortaya çıkmakta, hakimin kararı kurucu bir nitelik taşımakta ve bu karar kesinleştiği tarihten ileriye yönelik olarak sonuç doğurmaktadır. Bu itibarla; içtihat aykırılığının Hukuk Genel Kurulu Kararları doğrultusunda birleştirilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

Sonuç: Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin Türk Medenî Kanunu’nun 639/1. maddesine göre verilen tescil kararlarının inşai-ihdasi (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlar olduğuna, mülkiyet hakkının bu kararların kesinleştiği anda kazanıldığına … karar verildi.” (RG. 06.05.1999; S: 23687).

Not: Bu içtihadı birleştirme kararının TMK. m. 713 / f. 5, c. son karşısında uygulama alanı kalmamıştır.

14-) YİBK, T: 19.01.2007, E: 2005/1, K: 2007/1:

Bkz. madde 714.

15-) YİBK, T: 30.04.2010, E: 2004/1, K: 2010/1:

“… 1- 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen orman kadastro (tahdit) sınırları içinde bulunan ve 1996/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilen konunun bu içtihadı birleştirmenin kapsamı dışında olduğuna, aynı yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen, ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Yasa ile değişik 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına,

2- 27/01/2009 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Yasasına eklenen ek 10.madde hükmünün maki tespit komisyonlarınca 5653 sayılı Yasa uyarınca maki olarak tespit edilen yerlere de uygulanması gerektiğine ve bunun sonucu olarak bu yerlerin tespit tarihinden itibaren imar, ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığına …karar verildi.” (RG. 28.10.2010; S: 27743).

16-) YHGK, T: 17.02.2010, E: 2010/8-58, K: 2010/78:

“... dava TMK.’nun 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğundan TMK.’nun 713/2. maddesindeki yollama nedeniyle bu tür davaların aynı maddenin diğer fıkralarında yazılı koşullara tabi olması gerektiği sonucuna ulaşılır. Aynı maddenin 3. fıkrasındaki “tescil davası” sözcüğünün 1. ve 2. fıkraya göre açılacak davaları kapsadığının kabulü gerekir. … Buna göre gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri ve gerekse iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikinin mirasçıları davalılar harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece bu husus gözden kaçırılarak gerçek kişi davalılar aleyhine harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yükletilmiş olması doğru olmamıştır... ,

Gerekçesiyle kısmen bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

... Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

17-) YHGK, T: 15.07.2009, E: 2009/8-277, K: 2009/352:

“... Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan ...” tümcesinden tapu kaydının hukuki durumunun açık olmaması, kayıt malikinin belirlenmemesi amaçlanmıştır. Kadastro yoluyla oluşturulan kayıtlarda, malik sütununun boş ve açık bırakılması, kayıt malikinin kimliğini ortaya koyacak bilgilerin bulunmaması, soyut bir ismin yazılı olması veya hayali ve mevcut olmayan bir kişi adına sicil oluşturulmuş olması halinde maliki tapu sicilinden anlaşılamayan kişiden söz edilebilir. Diğer yönden, kayıt malikinin veya mirasçılarının ve bunların adreslerinin bilinmemesi, tanınmamaları, kendilerine tebligat yapılamamış olması, o kişinin bilinmeyen kişi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. TMK. 713/2. maddesinde tapu kaydının hukuki değerini yitirmesine yol açan üç ayrı sebep birbirinden ayrı düzenlenmiştir. Bu fıkradaki yollama nedeniyle aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı koşullar birleşmiş olup bu sebeplerin kazanmayı sağlayan zilyetlikle birlikte değerlendirilip mütalaa edilmesi gerekir. Hiç şüphesiz ki bu sebepler yönünden ayrı ayrı açılan davalar sonunda verilen hüküm diğer sebepler bakımından kesin hüküm oluşturmaz. Tüm bu açıklamalar karşısında mahkemece kayıt maliklerinin tüm araştırmalara rağmen sağ olup olmadıkları yönünde bir bilgiye ulaşılamadığı, dolayısıyla mirasçılarının da bulunamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş ise de dava konusu taşınmazda kayıt malikleri Hatice ile Bedriye’nin kanun anlamında bilinen kişiler oldukları anlaşıldığına, bozma ilamı sonunda davacılar vekili tarafından davada TMK.’nun 713/2. maddesinde yazılı “maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan” sebebine dayanıldığı dilekçe ile açıklandığına ve davada ölüm sebebine de dayanılmadığına göre davacıların davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ve değişik gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş olmasında isabet bulunmamaktadır... ,

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

... Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle Hukuk Genel Kurulunun 10.04.1991 gün ve 1991/5-51 E ve 1991/762 K sayılı ilamında da aynı hususların vurgulanmış olmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

18-) YHGK, T: 03.12.2008, E: 2008/8-713, K: 2008/733:

“… Dava, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacı, kadastro çalışmaları sırasında davalı Hazine adına tespit ve tescil edilen 9 parsel sayılı taşınmazı, 50-60 yıldan beri nizasız ve fasılasız, malik sıfatıyla, eklemeli zilyetlikle birlikte kullandığını, taşınmazın Hazine ile ilgisinin bulunmadığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile maliki olduğu 8 parsel sayılı taşınmazla tevhit edilerek adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Hazine, dava konusu taşınmazın Sağlık Bakanlığına sağlık ocağı yapılmak üzere tahsis edildiğini, Hazine adına kadastro öncesinde de tapuda kayıtlı olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini cevaben bildirmiştir.

Dosya içeriğinden çekişme konusu 9 parsel sayılı taşınmazın 1984 yılında köy boşluğu vasfı ile ihdasen Hazine adına tescil edildiği ve kadastro sırasında da aynı tapuya dayalı olarak Hazine adına tespit ve tescil edildiği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu kabul şekli dosya içeriğine uygun düşmemektedir.

Yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Dava konusu taşınmaza komşu parsellere ve davacıya ait 8 parsel sayılı taşınmaza ait tapulama tutanakları ve çap kayıtları getirtilmeli, çekişmeli taşınmazın niteliğini belirlemek açısından refakate zirai bilirkişi de alınarak keşif yapılmalı, keşif mahallinde yerel ve tespit bilirkişileri ile taraf tanıkları dinlenerek taşınmazın vasfı araştırılmalı, ne şekilde ve kim tarafından, ne kadar süre tasarruf edildiği, zilyetlikle edinilebilecek yerlerden olup olmadığı saptanmalı, denetime elverişli bilirkişi raporları hazırlattırılmalı, kanunun aradığı diğer uygun koşulların varlığı belirlenmeli, davacıya ait 8 parsel ile tevhidinin uygun olup olmadığı ilgili mercilerden sorulmalı ve sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.

Açıklanan bu değişik gerekçe ile Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”

19-) YHGK, T: 09.07.2008, E: 2008/20-486, K: 2008/487:

“… Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Dörtler Köyü Çıkrıcalk Mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Yasanın 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın davacı Mahmut Dalgıç adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.

Taşınmazın bulunduğu yerde 1996-1997 yılları arasında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu işlemi ise 1953 yılında yapılmış ve sonuçları 15.1.1955-13.2.1955 tarihleri arasında ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.

Mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki; çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosunun 1953 yılında yapıldığı kadastro sırasında çalılık olduğundan kadastro tespit tutanağı düzenlenmeyerek kadastro harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. Orman kadastrosu ise 1996-1997 yıllarında yapılmış olup, çekişmeli taşınmaz orman tahdidi dışında bırakılmıştır. 3402 sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilân edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. 3402 sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her ne kadar orman ve yerel bilirkişi çekişmeli yerlerin orman sayılmayan yerlerden olduklarını açıklamışlar ise de kadastro işlemi olan tespit dışı bırakma işlemine ve resmî belgelere uygun düşmeyen bilirkişi sözlerine ve raporlarına değer verilemez. Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman bitki örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Ne varki; 1996-1997 yıllarında yapılan orman kadastrosunda çekişmeli taşınmaz tahdit dışında bırakılmıştır. Orman kadastrosunun yapıldığı tarihe kadar taşınmazlar orman sayılır. Taşınmazların zilyetlikle iktisabı bu tarihten sonra mümkün hale gelir. Eldeki davada davanın açılma tarihi (23.5.2002) ile tahdit dışında bırakılma tarihi arasında 20 yıllık zilyetlik bulunmamaktadır. Davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliği koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Bu durum Yargıtay HGK.nun 12.5.2004 gün 2004/8-242-292 sayılı ilamıyla da kabul edilmiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır... ,

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca …direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı … bozulmasına, … karar verildi.”

20-) Y. 8. HD, T: 03.03.2011, E: 2010/3576, K: 2011/1147:

“... dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin 1973 yılında imar planı kapsamına alındığı ve aynı yılda imar planının onaylandığı açıklanmıştır. Taşınmaz imar planları kapsamında kaldığına göre, imar ve ihyaya muhtaç böyle bir yerin kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya yoluyla edinilebilmesi için tespit dışı bırakıldığı tarihten imar planının onaylandığı 1973 yılına kadar diğer kazanma koşulları yanında 20 yıllık kazanma süresinin de dolmuş bulunması gerekir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; dava konusu yer 1971 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında dere yatağı olarak tespit dışı bırakılmış, 1973 yılında ise imar planları kapsamına alınmıştır. Tapulama tespitinin yapılmasıyla tapulamadan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik süresi tespitin yapıldığı 1971 yılından sonra başlayacak olan yeni zilyetlik süresine eklenmez. Kural olarak tapulama tespitinin yapılmasıyla tapulamadan önceki zilyetlik kesintiye uğramıştır. Tespit dışı bırakıldığı tarihten itibaren yeniden 20 yıllık kazanma süresinin dolmuş olması zorunludur.

Şu halde, dava konusu yerin dere yatağı olarak tespit dışı bırakıldığı 1971 yılında imar planı kapsamına alındığı ve onaylandığı 1973 yılına kadar davacının kazanmayı sağlayan 20 yıllık süre dolmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken hesaba katılması mümkün olmayan tapulamadan önceki zilyetlik süresi hesaba katılmak ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17/2. fıkrası gözardı edilmek suretiyle hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırıdır. …”

21-) Y. 8. HD, T: 01.12.2008, E: 2008/4698, K: 2008/6075:

“... Elbirliği mülkiyetinde TMK.nun 701/2. fıkrası hükmüne göre, ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı taşınmazın tamamı üzerine yayılmış vaziyettedir. Kayıt maliki ortaklardan birinin ölüm tarihine göre kazanma süresi geçmediğinden elbirliği mülkiyetinde intikalden 20 yıl evvel ölen diğer ortakların haklarının TMK.nun 713/2.maddesi hükmü uyarınca hukuki değerini yitirmesinden söz edilemez. Başka bir anlatımla, elbirliği mülkiyetinde ortaklardan biri yönünden kazanma süresi dolmasa bile tapu kaydı TMK.nun 713/2.maddesi uyarınca hukuki değerini yitirmez. …”

IV-) Türk Kanunu Medenîsi:

b) Fevkalade müruruzaman

Madde 639

(6333 sayılı ve 09.03.1954 tarihli Kanunun 1. maddesiyle değişik) 4 Tapu sicilinde mukayyet olmıyan bir gayrimenkulü nizasız ve fâsılasız 20 sene müddetle ve malik sıfatiyle yedinde bulundurmuş olan kimse o gayrimenkulün kendi mülkü olmak üzere tescili talebinde bulunabilir.

Tapu sicilinde maliki kim olduğu anlaşılamıyan veya 20 sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimenkulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün, mülkü olmak üzere tescilini talep edebilir.

Tescil dâvası Hazine ve ilgili âmme hükmi şahsiyeti aleyhine açılır ve mahkemece gazete ile ve ayrıca mahallinde münasip vasıtalarla en az 3 defa ilân olunur.

Son ilândan itibaren 3 ay içinde bir itiraz dâvası açılmaz veya açılıp da reddedilir ve iddia sabit olursa tescile karar verilir; karara gayrimenkulün haritası veya ebatlı krokisi eklenir.

Hususi kanun hükümleri mahfuzdur.

Not: Madde metni 6333 sayılı Kanun ile değişikliğe uğramadan önce şu şekilde idi:

“Tapu sicilinde mukayyet olmıyan bir gayri menkulü nizasız ve fasılasız yirmi sene müddetle ve malik sıfatı ile yedinde bulundurmuş olan kimse o gayri menkulün kendi mülkü olmak üzere tescili talebinde bulunabilir.

Tapu sicilinden maliki kim olduğu anlaşılamıyan veya yirmi sene evvel vefat etmiş yahut gaipliğine hüküm verilmiş bir kimsenin uhdesinde mukayyet olan bir gayrimekulü aynı şerait altında yedinde bulunduran kimse dahi o gayrimenkulün, mülkü olmak üzere tescilini talep edebilir. Tescil ancak hâkimin emriyle olur.”

V-) Madde Gerekçesi: 

Yürürlükteki Kanunun 639 uncu maddesini karşılamaktadır. Arılaştırılmak ve kısmen de hüküm değişikliği yapılmak suretiyle yeniden kaleme alınmıştır.

Maddenin birinci fıkrasında olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı ile kazanmanın taşınmazın tamamı, bir parçası ya da bir payı üzerinde de olabileceği kabul edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında da birinci fıkrada olduğu gibi, kazanmanın taşınmazın tamamı, bir parçası ya da bir payı üzerinde olabileceği kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak bir taşınmaz paylı mülkiyet konusu olup da paydaşlardan birinin payı için, olağanüstü zamanaşımı ile kazanmanın koşulları mevcut ise, zilyet, taşınmazın tamamını değil, sadece bir payını kazanabilecektir. Olağanüstü zamanaşımı ile kazanmanın taşınmazın tamamı için değil, bir parçası ya da bir payı için de olabileceği hususu öğretide savunulmakta ve yürürlükteki madde bu yönüyle eleştirilmekte idi.

Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle, tescil davasında sadece Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerinin değil, varsa tapuda malik görünen kişinin mirasçılarının da davalı gösterilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen gazetede üç kez ilân yerine, maddenin dördüncü fıkrasında bir kez ilân yapılması yeterli görülmüştür. Ülkemizde, gazete ile ilânların amaçlarına hizmet etmediği, bu tür ilânlarla kimsenin ilgilenmediği, ilânların çoğu kez bilinmeyen ve ilgi gösterilmeyen gazetelerde sırf yasadaki bir zorunluluğu şeklen yerine getirmek amacıyla yapıldığı göz önünde tutularak, bir kez ilânın yeterli olduğu kabul edilmiştir. Buna karşılık gazete dışındaki uygun araçlarla ilânda üç kez ilân koşulu değiştirilmemiştir.

Maddenin beşinci fıkrasında, yürürlükteki maddenin dördüncü fıkrasından farklı olarak, mülkiyetin birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olacağı ifade edilmiştir.

Maddenin yedinci fıkrasına ilgili taşınmazın “uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi”nin eklenmesi koşulu da getirilmiştir.

Maddede ayrıca “nizasız” sözcüğü yerine “davasız” sözcüğüne yer verilmiştir. Çünkü “nizasız” yani “çekişmesiz” kelimesi de belirsizdir; örneğin noterlik aracılığıyla gönderilen bir protesto veya fiilî bir müdahale ve çatışma da “niza” olarak nitelendirilebilir. Oysa amaç, İsviçre Medenî Kanununu şerh ve tefsir eden bütün hukuk bilginlerinin birleştikleri gibi, zilyede karşı bir istihkak veya müdahalenin önlenmesi davası açılmış olmasının niza (çekişme) sayılacağıdır. 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunda idarî makamlar nezdinde zilyetliğe tecavüzün önlenmesinin istenmesi buradaki manada “niza” sayılmaz ve zilyetliği kesintiye uğratmaz; zira Medenî Kanun anlaşmazlıkların kesin olarak çözümlenmesini yargı makamlarına bırakmış, yalnız fiilî müdahalelerin geçici bir zaman için önlenmesi gayesi ile 3091 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bütün bu nedenlerle maddedeki “nizasız” sözcüğü yerine “davasız” sözcüğünün kullanılması uygun bulunmuştur.

VI-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

b. Ausserordentliche Ersitzung

Art. 662

1 Besitzt jemand ein Grundstück, das nicht im Grundbuch aufgenommen ist, ununterbrochen und unangefochten während 30 Jahren als sein Eigentum, so kann er verlangen, dass er als Eigentümer eingetragen werde.

2 Unter den gleichen Voraussetzungen steht dieses Recht dem Besitzer eines Grundstückes zu, dessen Eigentümer aus dem Grundbuch nicht ersichtlich ist oder bei Beginn der Ersitzungsfrist von 30 Jahren tot oder für verschollen erklärt war.

3 Die Eintragung darf jedoch nur auf Verfügung des Gerichts erfolgen, nachdem binnen einer durch amtliche Auskündung angesetzten Frist kein Einspruch erhoben oder der erfolgte Einspruch abgewiesen worden ist.

2-) CCS:

b. Extraordinaire

Art. 662

1 Celui qui a possédé pendant trente ans sans interruption, paisiblement et comme propriétaire, un immeuble non immatriculé, peut en requérir l’inscription à titre de propriétaire.

2 Le possesseur peut, sous les mêmes conditions, exercer le même droit à l’égard d’un immeuble dont le registre foncier ne révèle pas le propriétaire ou dont le propriétaire était mort ou déclaré absent au début du délai de trente ans.

3 Toutefois, l’inscription n’a lieu que sur l’ordre du juge et si aucune opposition ne s’est produite pendant un délai fixé par sommation officielle, ou si les oppositions ont été écartées.

VII-) Yararlanılabilecek Monografiler:

Saibe Oktay Özdemir; Türk Hukukunda Tapuda Kayıtlı Olmayan Taşınmazın Zamanaşımı ile Kazanılması, İstanbul, 1990.



1   RG. 18.05.2012; S: 28296.

2   RG. 26.07.1972; S: 14257.

3   Bkz. önceki dipnot.

4   RG. 17.03.1954; S: 8660.

 

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.