Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 6

I. İspat yükü

D. İspat kuralları

I. İspat yükü

Madde 6 - Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.

I-) Yargı Kararları:

1-) YİBK, T: 12.04.1933, E: 1933/31, K: 1933/7:

“… Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 290 ıncı maddesi mucibince senede müstenit olan her nevi iddialara karşı dermeyan olunacak müdafaaların şahitle ispatına cevaz olmamasına ve ibarei kanuniye mutlak bulunmasına binaen, senetle ispatı lâzımgelmiyen ve fakat senede raptedilen her nevi alacağa karşı vaki teslimat iddiasının şahitle ispatına mesağı kanunî olmadığına ekseriyetle karar verilmiştir.” (RG. 16.09.1933; S: 2504).

2-) YİBK, T: 15.03.1950, E: 1945/28, K: 1950/6:

“… alacaklı ve borçlusu tacir olmıyanlar veya biri tacir olup da diğeri tacir olmıyanlar arasında çıkan ihtilâflı hususu, ispat etmek isteyenin, kendi sözü ve yazısının lehine delil sayılması caiz olmayıp iddiasını Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ nun kabul ettiği sübut delilleri ile isbat etmesi icabedeceğine ve yalnız tüccarlar arasında ticari muamelelerden dolayı çıkan ihtilâfta ticaret defterleri münderecatının Ticaret Kanunu’nun kabul ettiği kayıt ve şartlar dairesinde defter sahibi lehine delil sayılacağına ve bu son halde de defter sahibine tamamlayıcı yemin vermek veya icabında ticaret defterleri münderecatının hilâfını, hasım tarafından her nevi delillerle ispat edebilmesini mümkün kılmak gibi sebep ve zaruretlerden dolayı mahdut yetkili icra tetkik mercilerinin kendilerine arz olunan ve ilâmsız icra takiplerine taallûk eden bu kabîl ihtilâflar hakkında görevsizlik kararı vermelerinin gerekeceğine … karar verildi.” (RG. 30.06.1950; S: 7546).

3-) YHGK, T: 17.02.2010, E: 2010/6-46, K: 2010/75:

Bkz. madde 226.

4-) YHGK, T: 22.06.2005, E: 2005/2-373, K: 2005/398:

“… İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer. Yani davacı davasını dayandırdığı vakıaları ispat etmelidir.

Davacı ... delil listesini vermiş, tanıklarının isimlerini bildirmiş, mahkemece davacı tanıkları dinlenilmeden hüküm kurulmuştur. 

... sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için davacıya tanıklarının adreslerini bildirmeleri için mehil verilmeli, tanıklar usulüne uygun bir biçimde çağrılarak dinlenilmeli, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonuca gidilmeli, bir karar verilmelidir. …” (Mehmet Handan Surlu, age., s: 1005-1006).

5-) YHGK, T: 17.12.2003, E: 2003/19-781, K: 2003/768:

“ … İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığı(nı) ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf o vakıayı ispat etmeye mecburdur (MK.nun 6).

İspat yüküne ilişkin bu genel kural menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.

Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.

Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. …

Davacı/borçlu, davalı/alacaklının icra takibinin dayanağı olan senette malen kaydı bulunmasına karşın aralarında bir mal alışverişi bulunmadığını, senedin bankadan kırdırılarak kendisine bedelinin verilmesi amacıyla düzenlendiğini, ancak senedin bankaya ibraz edilmediği gibi, kendisine de bir ödeme yapılmadığı iddiasıyla, bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitini istemiştir.

Davalı/alacaklı taraf ise, bonoda malen kaydı bulunmasına karşın borçlu ile aralarında mal alışverişi olmadığını, kabulle borcun nedeninin elden nakit olarak verilen para olduğunu, ifade etmiştir.

Şu durumda, takibin dayanağını teşkil eden dolayısıyla da alacaklının alacağını ispat aracı durumundaki bonoda bulunan “malen” kaydının doğru olmadığı yönündeki borçlu iddiası alacaklı yanca da kabul edilmiş, temeldeki hukuki ilişki yönünden bonodaki bu ispat kaydı bizzat alacaklı tarafından değişikliğe uğratılmıştır. Alacağın varlığını ve dayandığı temel ilişkinin senettekinden farklı olduğunu iddia eden alacaklı artık kendi dayandığı ve senetten anlaşılmayan elden para verilme olgusunu ispat yüküyle karşı karşıyadır. Eş söyleyişle, kendi dayanağı olan senetteki sebepten ayrılarak elden para verildiği iddiasını ortaya atarak, “bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden” taraf davalı/alacaklıdır ve bu vakıayı ispat etmeye mecburdur, dolayısıyla ispat yükü davalı/alacaklıdadır. Borçlu aralarında temel ilişkinin varlığını kabul etmemiş, kendisine ispat yükü getirecek olan ödeme nedeniyle karşılıksızlık iddiasında bulunmamış, aksine borcun varlığını inkar etmiştir. Alacaklının bonodaki malen kaydına karşın alacak borç ilişkisinin mal alışverişine dayanmadığı yönündeki kabulü karşısında davacı/borçlunun iddiası bu noktada sabit olmaktadır. Lehdarın yani alacaklının “bedelin para olarak verildiği “ iddiasını ispat yükü ise kendisinde bulunmaktadır. …”

6-) YHGK, T: 05.11.2003, E: 2003/13-657, K: 2003/628:

“… Davacı, davalı ile 5.4.1995 tarihinde kesinleşen ilamla boşandıklarını, evlilikleri süresince ortak alınan kooperatif eviyle ilgili olarak açtığı katkı payı davasında… dava tarihindeki değeri üzerinden 1/2 katkı payı karşılığı 750.000.000 TL.nın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verildiği, kararın 13.12.2001 tarihinde kesinleştiğini, icraya konduğu ancak henüz tahsil edilmediğini, edilse bile hesabı mümkün olan yasal faiziyle tahsili halinde dahi elde edilecek miktarın taşınmaz değerindeki artış, paranın satın alma gücü, enflasyon oranı ve katkı payı davasının uzun sürmesi nedeniyle, mahkeme kararına dayalı alacak ve bu alacağa ilişkin yasal faizle karşılanamayan ölçüde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 30.000.000.000 TL munzam zararının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. … Her ne kadar MK.nun 6. maddesi hükmüne göre davacı iddiasını ispat etmekle yükümlü ise de; bu kural mutlak değildir. İstisnaların başında karine gelir. Var olan bir durumda bilinmeyen bir durumun çıkarılması halinde karine var denir. Olayımızda yasal bir karine yoktur. Buna karşılık yaşanan hayatın gerçekleri ve olaylardan çıkan eylemli bir karinenin varlığı tartışmasızdır. Davacının eline geçecek parayı değerlendirmesi ve bunun için banka hesabına ve gelir getiren kurumlara yatırması, döviz ya da altın alması ya da gayrimenkul alması şeklinde yararlanması beklenebilecek bir davranış olup, bu davranış toplumumuzun içinde bulunduğu ekonomik-sosyal yaşantısına da uygun düşer. Bu tür getiri oranlarının temerrüt faizinden fazla olduğu hususu da bilinen bir gerçektir. HUMK.nun 238. maddesi gereğince maruf ve meşhur olan hususlar münazaalı sayılmaz. Bu nedenle davacının temerrüt faizinden fazla bir zararı olduğu ortadadır. Davalı bu karinenin aksini ispat etmek durumundadır. …

Davacının temerrüt tarihi itibariyle geçen zaman zarfında enflasyonun da etkisi ile para değerinin düşmesi ve alım gücünün azalması ile oluşan zararın ödetilmesini istediği anlaşılmaktadır. Dava konusu zarar ilk temerrüt tarihinden başlayarak asıl borcun ödendiği zamana kadar her gün artarak devam eden zarar olması nedeni ile davacı bu süre içinde gerçekleşen zararını talep edebilir.

Ülkemizde yıllardır yüksek oranda seyreden enflasyon oranları dikkate alındığında alacağını zamanında elde eden davacının bunu biran önce mal veya hizmet yatırımlarına yöneltmesi veya en azından banka mevduat faizine veya devlet tahviline yatırması veya dövize dönüştürmesi yaşanan hayat gerçeklerine uygun bir davranış olur. Enflasyon oranlan karşısında alacağını geç alan alacaklının zarar gördüğü ve yasal faizin bu zararın karşılanmasına yetmeyeceği bir gerçektir. Bu hal zararın varlığı için fiili karine oluşturur. Bu nedenle enflasyon nedeniyle paranın alım gücünün azalması ile ortaya çıkan zarar istemlerinin BK. 105.maddesi kapsamında yorumlanması kaçınılmazdır. Hal böyle olunca fiili karine karşısında davacının ayrıca zararını ispat etmesi gerekmez. Bu vakıa sabit sayılır ve davalı ise bu karinenin aksini ve kusursuzluğunu kanıtlamalıdır. …”

Not: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun aksi yöndeki kararları için bkz. YHGK, T: 20.12.2002, E: 2002/5-1102, K: 2002/1093; YHGK, T: 16.06.2004, E: 2004/15-349, K: 2004/365; YHGK, T: 24.11.2004, E: 2004/5-460, K: 2004/614; YHGK, T: 21.06.2006, E: 2006/5-353, K: 2006/462.

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

D Beyyine

I. Beyyine külfeti

Madde 6

Kanun, hilâfını emretmedikçe iki taraftan1 her biri müddeasını ispata mecburdur.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 6 ıncı maddesini karşılamaktadır.

Madde 1984 tarihli Öntasarının 6 ıncı maddesinden kısmen değiştirilerek alınmış, konu ve kenar başlıkları günümüz diline uyarlanarak aynen korunmuştur.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

E. Beweisregeln

I. Beweislast

Art. 8

Wo das Gesetz es nicht anders bestimmt, hat derjenige das Vorhandensein einer behaupteten Tatsache zu beweisen, der aus ihr Rechte ableitet.

2-) CCS:

E. De la preuve

I. Fardeau de la preuve

Art. 8

Chaque partie doit, si la loi ne prescrit le contraire, prouver les faits qu’elle allègue pour en déduire son droit.



1743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi’nin 6. maddesinin Düstur’da yayınlanan ilk metninde yer alan “… tarafeyn …” ifadesi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 544. maddesine eklenen tashih (düzeltme) cevtelinin (h) maddesi uyarınca “… iki taraf …” olarak değiştirilmiştir (RG. 29.04.1926; S: 359).

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.