Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 48

B. Hak ehliyeti

B. Hak ehliyeti

Madde 48 - Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 12.12.2007, E: 2007/5-972, K: 2007/972:

“… Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Karayolları Genel Müdürlüğünün hükm(i) şahsiyeti 5018 sayılı Kanunla sona erdirilmemiştir. Bu nedenle adı geçen Genel Müdürlük aleyhine hüküm kurulması gerekirken, Bayındırlık Bakanlığı aleyhine hüküm tesisi, doğru görülmemiştir… Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

… uyuşmazlık, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen Karayolları Genel Müdürlüğü’nün tüzel kişiliğinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile sona erdirilip erdirilmediği; bu konudaki saptamaya bağlı olarak da, Karayoları Genel Müdürlüğü’nün davada taraf ehliyetinin sona erip ermediği, eş söyleşiyle davada gerçek hasmın Karayolları Genel Müdürlüğü mü yoksa bağlı bulunduğu Bakanlık mı olduğu noktasında toplanmaktadır.

Bildiği üzere taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti Medeni Hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulundukları Medeni Kanuna göre belirlenir (HUMK m.38, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir.

Bu noktada, görevleri bakımından kamu otoritesini temsil eden kamu tüzel kişilerinin, özel hukuk tüzel kişileri gibi, davada taraf ehliyetine sahip oldukları konusunda kuşku ve duraksama bulunmamaktadır.

Kamu tüzel kişileri, ancak hukukun öngördüğü biçimde kurulduktan sonra kişilik kazanıp, medeni haklardan istifade ehliyetine sahip olduklarından, tüzel kişiliğin kazanılması ile davada taraf olma yeteneğine de sahip olurlar. Kamu tüzel kişilerinin kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti, hukukun öngördüğü biçimde kalkınca, davada taraf olma yetenekleri de sona erer. …

Anayasanın, “İdare” başlığı altında düzenlenen 123. maddesinin 3. fıkrasında, “Kamu tüzel kişiliği, ancak kanunla veya Kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” hükmü öngörülmüştür.

Bu açık hük(ü)m karşısında, kamu tüzel kişilerinin kanunla ya da Kanunun verdiği, açık bir yetkiye dayanılarak idari bir kararla kurulması gerektiği; yetki ve usulde paralellik ilkesi gereği, bir kanun ile ya da Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak idari bir karar ile kurulan kamu tüzel kişiliğinin sona ermesinin de aynı usule tabi olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.

O halde, kanunla kurulan bir kamu tüzel kişiliği, aynı usulle kaldırılıncaya kadar, bunların davada taraf olma yeteneklerinin devam ettiği kuşkusuzdur.

İlke olarak, kamu tüzel kişilerinin tüzel kişilikleri ile ilgili hükümler(e), somut olayda olduğu gibi kendi kuruluş kanunlarında yer verilmektedir. …

5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinin 1. fıkrasında, “Bayındırlık Bakanlığına bağlı, tüzel kişiliği haiz olmak ve katma bütçe ile idare edilmek üzere Karayolları Genel Müdürlüğü kurulmuştur” hükmü yer almakta olup, bu hükum halen yürürlüktedir. …

5018 sayılı Kamu Mali Kontrol Yönetimi Kanununda Karayolları Genel Müdürlüğü’nün tüzel kişiliğini kaldıran açık bir düzenlemeye yer verilmediği … , aynı Kanunun Geçici 4. maddesi uyarınca 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda bu yönde bir değişiklik yapılmamış, başka herhangi bir yasal düzenlemeyle de Karayolları Genel Müdürlüğü’nün tüzel kişiliği kaldırılmamıştır. …

Bu itibarla, kamu tüzel kişiliği ve bununla medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün davada taraf olma ehliyetinin bulunduğu ve eldeki davada gerçek hasım durumunda bulunan Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine hüküm tesis edilmesi gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. …

Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Karayolları Genel Müdürlüğünün salt Genel bütçe kapsamına alınmış olmasının, tüzel kişiliğini sona erdirmediği ve bu yönde yapılmış açık bir yasal düzenlemenin de bulunmadığı, henüz tüzel kişiliğini yitirmemiş olan Karayolları Genel Müdürlüğünün davada taraf ehliyetinin devam ettiği göz önünde tutularak; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması ve gerçek hasım durumundaki Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı gerekçeyle davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Bakanlık aleyhine tesis edilen önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. …”

2-) YHGK, T: 23.06.2004, E: 2004/4-371, K: 2004/375:

“… Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.

Taraf sıfatına gelince: Bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir (İstisnalar için, örnek: C. Savcısının kamu yararının bulunduğu durumlarda bazı hukuk davalarını açabilmesi). Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. … O halde, öncelikle ortada dava konusu edilmeye uygun bir hak bulunmalı ve dava, o hakkın sahibi durumunda olan ve dava ehliyetine sahip bulunan kişi tarafından açılmış olmalıdır. …

Davacı Şerafettin Turan’ın, Dernek Statüsündeki Türk Dil Kurumu’nun seçilmiş son genel başkanı olduğu çekişmesizdir. Her ne kadar, dava dilekçesinde davacı olarak şahsı gösterilmiş ise de; dilekçenin açıklamalar bölümünde davacının bu sıfatı açıkça vurgulanmış ve davayı bu sıfatına dayanarak açtığı belirtilmiştir. O nedenle, davacının görülmekte olan davayı birey olarak değil, dava ehliyetine sahip bulunduğunu ileri sürdüğü anılan Dernek adına (derneğin yetkili temsilcisi, organı sıfatıyla) açtığının kabulü gerekmiştir. Eş söyleyişle, davacının iddiasına göre, davadaki el atmanın önlenmesi isteminin sahibi, anılan Türk Dil Kurumu’dur. …

Bu noktada, somut olayda davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. …

Bilindiği üzere, 07.11.1982 gün ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134. maddesi, “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk Kültürünü, Türk Tarihini ve Türk Dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak ve yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla; Atatürk’ün manevi himayelerinde Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı; Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan, kamu tüzelkişiliğine sahip “Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu” kurulur. …

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir. …

Anayasa’nın 134. maddesi ve o çerçevede yürürlüğü konulan 2876 sayılı Yasa’nın davalı kurumu düzenleyen hükümleriyle, davacının genel başkanı olduğu Türk Dil Kurumu’nun hukuki varlığına son verildiği kuşkusuzdur. …

Medeni hakları kullanma ehliyeti ve onun usul hukukundaki görünümü olan dava ehliyeti, öncelikle ortada hukuken mevcut bir tüzel kişiliğin varlığını gerektirdiğinden; varlığı hukuken sona ermiş olan bir tüzel kişinin dava ehliyeti de söz konusu olamayacağından, onun adına dava açılmasına hukuken olanak bulunmadığı çok açıktır. Dolayısıyla, somut olayda davacının aktif dava ehliyeti yoktur. Bir an için, davanın davacı tarafından anılan Dernek adına değil, şahsı adına açılmış olduğu kabul edildiğinde ise, davacının böyle bir davayı açmakta hukuki yararının ve taraf sıfatının bulunmadığı sonucuna varılacaktır. …”

3-) Y. 8. HD, T: 19.06.2008, E: 2008/2271, K: 2008/3392:

“… Görülmekte olan davada, öncelikle köy dışında kalan belediye ve kamu tüzel kişilerinin olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinip edinemeyecekleri hususunun çözümlenmesi gerekir. Teoride tartışılan bu soruna Yargıtay uygulamaları olumlu cevap vermemektedir. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre, köy tüzel kişiliği dışında kalan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinmeleri mümkün bulunmamaktadır. TMK’nın 48. maddesindeki ‘Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler’ kuralı karşısında, belediyelerin de bu yolda taşınmaz edinmeleri mümkün olabilmelidir. Ne var ki, az önce de temas edildiği üzere, Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre belediyeler ancak kanunla taşınmaz mal edinebilirler. Bu yolda Belediye Kanunu’nda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, yürürlükten kaldırılan 1580 sayılı Belediye Kanunu ile onun yerine geçen 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda belediyelerin olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmaz mal edinmelerini yasaklayan herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır. Yargıtay’ın yerleşmiş ve süreklilik kazanan uygulamaları karşısında davacı belediyenin bu yeri kazandığı kabul edilemez. …”

4-) Y. 11. HD, T: 18.03.2004, E: 2003/8111, K: 2004/2688:

“ … Bir davada davacı ve davalı yanın taraf ehliyetine sahip olmaları dava şartlarındandır. Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Kimlerin taraf ehliyetine sahip oldukları, Medeni Kanuna göre tespit edilir. Medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine sahiptir. Davanın taraflarından birinin taraf ehliyetine sahip olup olmadığı mahkemece kendiliğinden gözetilir. Uyuşmazlık konusu olayda, dava, Hazine vekili tarafından Erzurum Valiliği İl sağlık Müdürlüğü adına açılmıştır. Ancak, İl müdürlüklerinin tüzel kişilikleri bulunmamaktadır. Kaldı ki, zarara maruz kaldığı iddia edilen araç, ayrı bir tüzel kişiliğe sahip Erzurum İl Özel İdaresine ait bulunmaktadır. O halde, mahkemece, davacının taraf ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir …”

5-) Y. 4. HD, T: 16.06.2003, E: 2003/3293, K: 2003/7775:

“… Dava dilekçesinde, davacının Ö. şirketlerinin büyük hissedarı olduğu belirtilerek istemde bulunulmuştur. Söz konusu yayında davacının ismi geçmemektedir. Yayın, Ö. Grubu’na yöneliktir. Tüzel kişiler de, kişilik değerlerine saldırı nedeniyle manevî tazminat isteminde bulunabilirler (MK.m.46, YTMK.m.48). Bu bakımdan, hukukî korunma anlamında dava yoluna başvurma hakkı da, adı geçen ve ayrı bir tüzel kişiliği olan dava dışı şirketlere ait bulunmaktadır ...”

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

B MEDENİ HAKLARDAN İSTİFADE

Madde 46

Hükmî şahıslar; cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış icabı olarak ancak insana hâs olanlardan maada bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 46 ncı maddesini karşılamaktadır.

Maddenin kenar başlığında, yürürlükteki metnin kenar başlığındaki “Medenî haklardan istifade” deyimi yerine, teknik ve daha doğru bir ifade olan hem kaynak Kanunda hem de 1984 tarihli Öntasarıda kullanılan “Hak ehliyeti” terimi tercih edilmiştir.

Hüküm değişikliği yoktur; madde içerik itibarıyla yürürlükteki metnin aynıdır.

Böylece, yaradılış gereği sadece insanlara özgü olan ve maddede “... cins, yaş, hısımlık gibi ...” ifadesiyle sınırlayıcı olarak sayılmayan nitelikler dışındaki bütün haklara ve borçlara tüzel kişilerin de ehil olduğu vurgulanmak suretiyle gerçek ve tüzel kişilerin ehliyet eşitliğini esas alan medenî hukuk yaklaşımı muhafaza edilmektedir. Ancak, yürürlükteki metinde kullanılan “… bütün hakları iktisap ve borçları iltizam edebilirler” tarzındaki ifade, “... bütün haklara ve borçlara ehildirler.” şeklinde değiştirilmiştir. Nitekim hak ehliyeti kavramı, haklara ve borçlara ehil olma şeklinde açıklandığı için kaynak Kanunda da (m. 53) aynı ifade kullanılmaktadır.

1984 tarihli Öntasarının 47 nci maddesinde yer alan “özel hükümler saklıdır.” şeklindeki ikinci fıkranın maddeye alınması, kaynak Kanun da izlenmek suretiyle, gereksiz görülmüştür.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

B. Rechtsfähigkeit

Art. 53

Die juristischen Personen sind aller Rechte und Pflichten fähig, die nicht die natürlichen Eigenschaften des Menschen, wie das Geschlecht, das Alter oder die Verwandtschaft zur notwendigen Voraussetzung haben.

2-) CCS:

B. Jouissance des droits civils

Art. 53

Les personnes morales peuvent acquérir tous les droits et assumer toutes les obligations qui ne sont pas inséparables des conditions naturelles de l’homme, telles que le sexe, l’âge ou la parenté.


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.