Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 303

III. Hak düşürücü süreler

III. Hak düşürücü süreler

Madde 303 - Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer

(Anayasa Mahkemesi’nin 27.10.2011 tarihli kararı ile iptal) …I

Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar.

Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

I-) Anayasa Mahkemesi Kararları:

Hükmün “Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” şeklindeki 2. fıkrası Anayasa Mahkemesi’nin 27.10.2011 tarihli kararı ile iptal edilmiştir.

Hükmün “Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.” şeklindeki 4. fıkrası da Anayasa Mahkemesi’nin 15.03.2012 tarihli kararı ile “çocuk” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

1-) AYM, T: 27.10.2011, E: 2010/71, K: 2011/143:

Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin 2. fıkrasındaki “... hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” şeklindeki ibarenin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, T: 27.10.2011, E: 2010/71, K: 2010/2011 sayılı kararı ile Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin 2. fıkrasındaki bu ibareyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiş, ayrıca anılan fıkranın “Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde …” şeklindeki bölümünü de 6216 sayılı Kanunun 43. maddesinin 4. fıkrası uyarınca iptal etmiştir:

“… Başvuru kararında, kişinin soybağını bilmesinin en temel haklarından birisi olduğu, kişinin babası olmayan birinin üzerine kaydedilmesi ve bunu daha sonra öğrenmesi durumunda dava açma hakkının itiraz konusu kural ile belli bir süreyle sınırlandırılmasının Anayasa’nın temel ilkeleri ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık teşkil ettiği ve hak arama özgürlüğünü sınırladığı, Anayasa Mahkemesi’nin 25.6.2009 günlü, 2008/30 Esas, 2009/96 Karar sayılı kararıyla TMK.’nun 289. maddesindeki “Her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde açmak zorundadır.”ibaresindeki beş yıllık sürenin iptal edildiği, baba için tanınan bu imkânın çocuk için de tanınması gerektiği belirtilerek, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17., 36., 40. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinde…kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir. Güçlüler karşısında güçsüzleri koruyacak olan devlet gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak ve böylece sosyal niteliğine ulaşacaktır. Bu itibarla kişilerin yaşayışlarına ilişkin yasal düzenlemeler “yaşama hakkı ile maddî ve manevî varlığını koruma hakları”nı önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracak kuralları içermemelidir.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. …

İtiraz konusu kuralda, çocuk hakkındaki bir yıllık babalık davası açma süresinin çocuğa doğumdan sonra hiç kayyım atanmamışsa, çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Kuralda öngörülen dava açma süresi, yargılama usulüne ilişkin olup, soybağı davalarında dava açma süresini belirleyip belirlememe yetkisi, Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.

Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. …

İtiraz konusu kural ile çocuğun babalık davasını açma hakkının hiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren bir yıllık süre ile sınırlandırılmasının gerekçesinin, davalı babanın sürekli olarak dava tehdidi altında kalmamasını sağlamaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Davalı babanın veya ailesinin uzun süre dava tehdidi altında bulunmaması, diğer yandan da çocuğun ana babasını bilme, babasının nüfusuna yazılma ve hak arama özgürlüklerinin zarar görmemesi amacıyla, her iki taraf açısından yasa koyucunun süre koyma konusundaki takdir yetkisini makul bir süre olarak belirlemesi gerekmektedir. Hak düşürücü niteliğinden dolayı itiraz konusu kuralda öngörülen sürenin geçmesinden sonra çocuğun babası ile arasındaki soybağını kurma olanağını yitirmesi hususu göz önüne alındığında, çocuk hakkında hiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren işleyecek olan bir yıllık dava açma süresi yeterli ve makul olmadığı gibi, ölçülü de değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. …

VIII- SONUÇ

A- … 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin ikinci fıkrasının, “… hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, …

B- 4721 sayılı Kanun’un 303. maddesinin ikinci fıkrasının, “… hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlar.” bölümünün iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan aynı fıkrada yer alan “Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa, çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın kayyıma tebliği tarihinde; …” bölümünün de, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptaline,

C- 4721 sayılı Kanun’un 303. maddesinin ikinci fıkrasının iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin iptal hükmünün, kararın resmî gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine, oybirliğiyle … karar verildi. (RG. 07.02.2012; S: 28197).

2-) AYM, T: 15.03.2012, E: 2011/116, K: 2012/39:

Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa Mahkemesi T: 15.03.2012, E: 2011/116, K: 2012/39 sayılı kararı ile söz konusu hükmün 4. fıkrasını “çocuk” yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir:

“… Başvuru kararında, soybağının tespitine ilişkin kuralların kamu düzenini ilgilendirdiği, itiraz konusu kuralda öngörülen süre geçtikten sonra nüfus kaydının düzeltilmesi imkânının ortadan kalktığı, bu durumun kamu yararına açıkça aykırı olduğu, davada davacı davasını ispatlasa dahi, hak düşürücü süre uygulandığında babasının hanesi ile nüfus kütüğünde irtibatının imkânsız hale geleceği, dolayısıyla miras hukukundan kaynaklanan haklarını kullanamayacağı, bu nedenle itiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

… ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 17. maddeleri yönünden de incelenmiştir. …

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.

İtiraz konusu kuralda, çocuğun babalık davası açması için öngörülen bir yıllık sürenin geçmesinden sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabileceği belirtilmektedir. Kuralda öngörülen ek dava açma süresi, yargılama usulüne ilişkin olup, soybağı davalarında dava açma süresini belirleyip belirlememe yetkisi, Anayasa’daki kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.

Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik”, getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve “orantılılık” ise getirilen kural ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

Ölçülülük ilkesi nedeniyle yasa koyucu, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Bu nedenle, yasa koyucu, bir yandan çocukların; babalarını bilmelerini, babalarının nüfusuna yazılmalarını ve bunun getireceği haklardan yararlanmalarını sağlamak, diğer yandan da davalı babanın ve ailesinin uzun süre dava tehdidi altında kalmalarını önlemek amacıyla babalık davasında çocuğa verilen ek dava açma süresini makul bir süre olarak belirlemeli ve her iki tarafın özgürlükleri arasında adil bir denge kurmalıdır. …

… kişi evlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek, babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir.

İtiraz konusu kuralda, çocuğa dava açmak için tanınan bir yıllık sürenin haklı bir sebeple kullanılamaması durumunda bunun yerine bir aylık, çok sınırlı bir ek süre öngörülmüştür. Hak düşürücü niteliğinden dolayı da çok sınırlı olan bu sürenin geçmesinden sonra çocuk, babası ile arasında soybağını kurma ve buna bağlı haklara sahip olma olanağını yitirecektir. Bu nedenle, çocuğun maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkını ve hak arama özgürlüğünü sınırlayan itiraz konusu kuralda öngörülen süre adil, ölçülü ve makul değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. …

VII- SONUÇ

1-… 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin dördüncü fıkrasının “çocuk” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline,

2- 4721 sayılı Kanun’un 303. maddesinin dördüncü fıkrasının “çocuk” yönünden iptal edilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu fıkraya ilişkin iptal hükmünün, kararın resmî gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine … karar verildi.” (RG. 21.07.2012; S:28360).

II-) Yargı Kararları:

1-) YİBK, T: 02.05.1960, E: 1960/5, K: 1960/8:

“… Evlilik dışında doğan çocuk namına açılacak babalık dâvasının, çocuğun menfatlerini korumak için tayiîn olunacak kayyımın doğumdan sonra tayîn olunması halinde Medeni Kanunun 295 inci maddesiyle tayîn olunan bir yıllık babalık dâvası müddetinin kayyımın tayîni tarihinden itibaren başlayacağına, … karar verildi …” (RG. 05.08.1960; S: 10570). 

Not: Anılan içtihadı birleştirme kararına göre çocuğa kayyım atanmışsa babalık davasının açılmasına ilişkin bir yıllık hak düşürücü süre kayyımın tayin edildiği tarihten itibaren başlar. Hâlbuki TMK. m. 303/f. 2’ye göre bir yıllık süre atamanın kayyıma tebliği tarihinden itibaren başlar. Dolayısıyla anılan içtihadı birleştirme kararının 01.01.2002 tarihinden itibaren sadece hukuk tarihi bakımından bir değeri kalmıştır, uygulanması mümkün değildir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi’nin TMK. m. 303/f. 2’yi iptal ettiği gözden uzak tutulmamalıdır.

2-) Y. 2. HD, T: 09.03.2011, E: 2011/1953, K: 2011/4145:

“… Davacı tarafından, Servet’le soybağı ilişki(si)nin ortadan kaldırılması için 05.06.2009 tarihinde aynı yer mahkemesinde 2009/21 esas sayılı bağımsız bir dava açıldığı görülmektedir. Davacının bir başka erkekle soybağı ilişkisi geçersiz kılınmadıkça babalık davasının dinlenmesi mümkün değildir. Babalık davasına ilişkin hak düşürücü süre de, çocuğun başka bir erkekle arasındaki soybağı ilişkisinin ortadan kaldırıldığı tarihte işlemeye başlar. (TMK. m. 303/3) O halde yukarda numarası gösterilen davacının mevcut soybağı ilişkisinin ortadan kaldırılmasına ilişkin açtığı davanın neticesinin beklenmesi ve hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Bu husus dikkate alınmadan davanın hak düşürücü süre geçtiğinden söz edilerek reddedilmesi doğru bulunmamıştır. …”

Not: Bu yönde bkz. Y. 2. HD, T: 03.10.2006, E: 2006/13561, K: 2006/13008.

3-) Y. 2. HD, T: 24.01.2005, E: 2004/14969, K: 2005/605:

“… 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 303. maddesinde “Babalık davası çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer” hükmü yer almaktadır.

Babalık davasının açılması ile öngörülen süre hak düşürücü süre olup, ana için çocuğun doğum tarihinden itibaren başlar. İncelenen dosyada mevcut olan nüfus kaydından, küçüklerin 11.03.2000, 23.03.2002 doğumlu oldukları, dava tarihine göre bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmıştır. …

Mahkemece resen gözetilecek olan bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra ana tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. ...”

III-) Türk Kanunu Medenîsi:

I. Dâva hakkı

II. Müddet

Madde 296

Dâva, çocuk doğmadan evvel veya doğduğundan itibaren nihayet bir sene içinde ikame olunur.

Not: Türk Medenî Kanunu’nun 303. maddesinin 1. fıkrası, Türk Kanunu Medenîsi’nin 296. maddesine tekabül etmektedir.

IV-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 296 ncı maddesini karşılamaktadır.

Birinci fıkrada, babalık davasının çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilmesi öngörülmüş olmakla beraber uygulamada davanın daha çok doğumdan sonra açıldığı dikkate alınarak, ananın dava hakkının, doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşeceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrada, çocuğun davacı olması durumunda işleyecek bir yıllık süre düzenlenmiş ve bu sürenin, çocuğa kayyım atanmışsa atamanın kayyıma tebliği tarihinde, kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlayacağı açıkça ifade edilmiştir. Üçüncü fıkrada, çocuğun başka bir erkek ile soybağı ilişkisi varsa, bu ilişki hukuken ortadan kalkmadıkça babalık davası açılamayacağına göre, dava süresinin de bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Dördüncü fıkra ise, haklı sebeple dava süresinin geçirilmiş olması hâlinde, davanın açılabilmesi için, haklı sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren işleyecek bir aylık ek bir süre öngörülmüştür.

Maddede öngörülen süreler, kenar başlığının da gösterdiği üzere, hak düşürücü sürelerdir.

V-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

III. Klagefrist

Art. 263

1 Die Klage kann vor oder nach der Niederkunft angebracht werden, ist aber einzureichen:

1. von der Mutter vor Ablauf eines Jahres seit der Geburt;

2. vom Kind vor Ablauf eines Jahres seit Erreichen des Mündigkeitsalters.

2 Besteht schon ein Kindesverhältnis zu einem andern Mann, so kann die Klage in jedem Fall innerhalb eines Jahres seit dem Tag, da es beseitigt ist, angebracht werden.

3 Nach Ablauf der Frist wird eine Klage zugelassen, wenn die Verspätung mit wichtigen Gründen entschuldigt wird.

2-) CCS:

III. Délai

Art. 263

1 L’action peut être intentée avant ou après la naissance de l’enfant, mais au plus tard:

1. Par la mère, une année après la naissance;

2. Par l’enfant, une année après qu’il a atteint l’âge de la majorité.

2 S’il existe déjà un rapport de filiation avec un autre homme, l’action peut en tout cas être intentée dans l’année qui suit la dissolution de ce rapport.

3 L’action peut être intentée après l’expiration du délai lorsque de justes motifs rendent le retard excusable.

 

Not: İMK. m. 263’te, TMK. m. 303’ün 27.10.2011 tarihli AYM iptal kararından önceki halinden farklı olarak çocuğa kayyım atanması ihtimaline hiç yer verilmemiştir. Bir diğer farklılık da İMK. m. 263/f. son’dan kaynaklanmaktadır. Anılan hükümde, TMK. m. 303/f. son’dan farklı olarak bir aylık bir üst süreye yer verilmemiştir.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.