Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 25

2. Davalar

2. Davalar

Madde 25 - Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.

Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.

Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir.

I-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 13.02.2008, E: 2008/4-127, K: 2008/130:

“… Dava konusu yayının yapıldığı “Çağdaş Burdur Gazetesi” Burdur İl Merkezinde yayınlanmakta olup davalıların ikametgah adresleri de Burdur İlindedir. Davacı ise, Ankara ilinde ikamet etmektedir.

Davacı, davayı açtığı il sınırları içinde oturmaktadır. Dava konusu edilen yayının bölgesel olup Ankara iline ulaşmadığı kabul edilmiş olsa dahi, Medeni Kanun’un 3444 Sayılı Yasa ile değişik 24/a-IV. (22.11.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Medeni Kanun’un 25/son) maddesinde ifade edildiği üzere, kişilik hakları saldırıya uğrayan kimsenin kendi oturduğu yerde de dava açabileceği hükme bağlanmıştır. Böylece anılan madde ile HUMK.nun 9. maddesindeki genel kurala ve yine haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili bulunan aynı yasanın 21. maddesine bir ayrıcalık getirilmiş bulunmaktadır.

Şu durumda, dava konusu olayda, kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddia edildiğinden zarar gören, davayı kendisinin veya davalının oturduğu yer mahkemesinde veya haksız eylemin meydana geldiği yer mahkemesinde açabilir. Bu seçeneklerden herhangi birini kullanmak, bu tür davalarda, davacıya tanınmış bir haktır.

Somut olayda davacı, bu seçimlik hakkını oturduğu yer mahkemesinde kullanmıştır. ...

Davacı vekili Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine ibraz ettiği dava dilekçesinde; davalılardan Mustafa Akbulut’un Burdur Çağdaş Gazetesi’nin 20.09.2006 tarihli nüshasında yayımlanan “RTE ve Y. Büyükanıt arasında geçen konuşma” başlıklı köşe yazısında, müvekkili ile Org. Yaşar Büyükanıt arasında geçtiği iddia edilen gerçek dışı ve hayal mahsulü diyalogda Org. Yaşar Büyükanıt’ın ağzından müvekkilinin kişilik haklarına tecavüz niteliğinde gerçek dışı ithamlara ve fevkalade ağır hakaretlere yer verdiğini; dava konusu yayında yer alan, Rockfeller’in başbakanı, savaş lordları’nın başbakanı, siyonistlere güvenen korkak, yalaka ve ihanet içinde olduğu yönündeki tamamen gerçek dışı, hayal mahsulü ve hukuka aykırı isnat ve ithamlar ile müvekkilinin toplum önünde küçük düşürülmesine, kişilik haklarının ağır surette ihlal edilmesine sebebiyet verildiğini ileri sürerek, 10.000 YTL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılardan Mustafa Akbulut süresinde ibraz ettiği cevap dilekçesinde; dava konusu yayının yer aldığı gazetenin Burdur’da yayımlanan yerel bir gazete olduğunu ve kendisinin de Burdur İlinde ikamet ettiğini savunarak, davanın Burdur Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini cevaben … bildirmiştir.

Mahkemenin, “davalıların ikametgahlarının Burdur İlinde bulunduğu ve dava konusu yayının yapıldığı gazetenin Burdur İl sınırları içerisinde yayımlandığı anlaşıldığından, HUMK.nun 9. ve 21. maddeleri uyarınca yer yönünden Burdur Asliye Hukuk Mahkemelerinin yetkili olduğu” gerekçesiyle “dava dilekçesinin yetki yönünden reddine” dair verdiği karar, Özel Dairece yukarıda yazılı nedenle bozulmuş; Yerel Mahkemece “HUMK.nun 9. ve 21. maddelerindeki yetki kurallarına ayrıcalık getiren 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 24/a maddesinin 5. bendindeki, ‘davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat talep etmiş ise bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde açabileceği’ hükmünün, dava tarihinden önce yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 25. maddesi ile değiştirilerek kaldırıldığı, 25. maddede yer alan yeni düzenlemeye göre, kişilik haklarının korunması dışındaki taleplerin ve bu bağlamda müstakil olarak açılan manevi tazminat davasının, davacının ikametgahı mahkemesinde açılması olanağının bulunmadığı” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. 

... genel yetki, davalının dava açıldığı tarihteki ikametgahına göre belirlenir. Bundan ayrı bazı davalar için davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır.

Öğretide ve uygulamada özel yetki kuralları olarak adlandırılan ve bazı dava çeşitleri için kabul edilen bu istisnai nitelikteki yetki kuralları, ilke olarak kamu düzenine ilişkin değildir.

Böylece, kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları, genel mahkemenin (m.9) yetkisini kaldırmadığından, eş söyleyişle onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir.

Bu noktada, haksız eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri ile ilgili düzenlemeyi içeren ve kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralı niteliğinde bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 21. maddesinde, haksız eylemden kaynaklanan davaların haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde açılabileceği öngörülmüştür.

Şu durumda, haksız fiilden zarar gören davacı, dilerse davalının ikametgahı mahkemesinde, dilerse haksız eylemin işlendiği yer mahkemesinde dava açabilecektir. …

Kanun koyucunun; direnmede sözü edilen 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 24/a maddesinin son bendindeki “Davacı aynı zamanda maddi ve manevi tazminat ile vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgahı mahkemesinde de açabilir” hükmüne; kişiliğe saldırı nedeniyle tazminat davalarının da 25. maddenin son fıkrasındaki özel yetki kuralına dahil olduğu, bu itibarla tekrardan kaçınılması düşüncesiyle yer vermediği kuşkusuzdur. “Kişilik haklarının korunması” kavramının içerisinde maddi ve manevi tazminat talebinin de yer aldığı izahtan varestedir. …

Sonuç olarak; haksız eylem niteliğindeki kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat davasının, genel yetkili mahkemeyi düzenleyen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 9/1. maddesi uyarınca davalının ikametgahı mahkemesinde açılabileceği gibi, aynı Kanunun 21. maddesi uyarınca haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde de açılabileceği; kişilik hakkı ihlaliyle ilgili özel yetki kuralı getiren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 25/son maddesine göre davacının, kendi yerleşim yeri mahkemesinde de dava açabileceği, bu bağlamda kişilik hakları saldırıya uğrayan kimseye, yetki konusunda geniş bir seçimlik hakkının tanındığı her türlü duraksamadan uzaktır. …

Bu durumda davanın, davacının ikametgahı mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği son yapılan düzenleme ile de hüküm altına alınmıştır. …”

Not: Bu karar değerlendirilirken, HMK. m. 16’ya göre haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.

2-) YHGK, T: 20.10.2004, E: 2004/4-530, K: 2004/555:

“… Davacı  … vekili, … Gazetesi’nin …  günlü nüshasında davalılardan … tarafından kaleme alınan ‘Demek Sizsiniz’ başlıklı yazıda ‘siz illetsiniz, siz zilletsiniz... üniformalarından emekli olunca, memeden kesilen buzağıya dönen eski kurtlar. Meğer kurt bile değilmişsiniz. Hukuk devletinin çürüyen etlerini, gizli gizli kemiren leş çakallarından ibaretmişsiniz. Demek sizdiniz, faili meçhul cinayetlerin azmettiricisi... Demek sizdiniz uyuşturucu ticaretiyle vatan kurtaran... izi sürülemeyen, ele geçirilemeyen, adı konulamayan katillerin dayanamayıp cinayet yerine dönmesi gibi döndünüz Susurluk’ a ... Acaba, Uğur Mumcu’yu da mı siz... Ameleler meydanda. Demek sizdiniz ustabaşı ...’ şeklinde davacıya iftira ve karalamalarla ağır bir biçimde hakaret edildiğini; her ne kadar yazıda isim belirtilmemiş ise de, yazının davacı ve diğer emekli generallerin… ile ilgili açıklamalarının günlük basında yer almasından hemen sonra yayınlanmasının, yazı içine serpiştirilen ‘üniformalarından emekli olunca, memeden kesilmiş buzağıya dönen eski kurtlar... emirbaş... ast... emireri’ gibi sözcüklerin, bu çirkin aşağılamaların davacıya yöneltildiğini açıklıkla ortaya koyduğunu; anılan yazıda, davacının Genelkurmay Başkanlığı görevini yaptığı sırada, faili meçhul cinayetleri azmettirdiği, kontrgerilla faaliyetlerini yürüttüğü, astlarına suç işlemeleri için emir verdiği, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi dahil benzeri bir sürü yasadışı işlerin içinde yer aldığı yolunda iddialarda bulunulduğunu, … çok kaba bir biçimde küfür edildiğini, iddiaların doğru olmaması bir yana, konu ile anlatım arasındaki düşünsel bağın da bozulduğu ve eleştiri sınırlarının aşıldığını, tahrik edici, toplumda husumet ve kuşku yaratıcı dil ve üslup kullanıldığını, bu şekilde davacının kişilik haklarına saldırıldığını ileri sürerek, elli milyar TL. manevî tazminatın, yayın tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. 

Davalılar… vekili, dava konusu yazıda davacının ismi hiçbir şekilde geçmediği gibi, davacıyı tarif edecek ve hatta ortalama bir okuyucuda, yazıda davacıdan söz edildiği kanısını uyandıracak en basit bir tanımlamaya dahi yer verilmediğini… savunarak davanın reddini istemiştir. …

Dava konusu yazının, bazı günlük gazetelerde davacının da aralarında bulunduğu emekli subayların dava dışı emekli Yarbay … ile ilgili görüşlerinin yer aldığı haber ve yorumlardan kısa bir süre sonra yayımlanması; içeriğindeki ifadelerden, yazıda kendilerinden söz edilen kişilerin, daha önceki haber ve yorumlarda görüşleri aktarılan, davacı ve diğer emekli subaylar olduğunun anlaşılabilmesi; dahası, davalı yazar … ‘nin dava konusu … yazıdan yaklaşık bir buçuk ay sonra aynı köşede … günü yayımlanan ‘Kader ve Kısmet’ başlıklı yazısındaki ‘ ... ‘ ye arka çıkan birkaç emekli generali eleştirdiğim ‘Demek Sizdiniz’  yazısı ...’  şeklindeki göndermeyle, dava konusu yazıyla daha önce günlük gazetelerde… ile ilgili görüşlerini açıklayan emekli generalleri hedef aldığını bizzat belirtmiş olması karşısında; dava konusu yazının davacıya yönelik olarak yazıldığının eş deyişle matufiyetin varlığının kabulü zorunludur …” (Surlu, age, s: 453).

II-) Türk Kanunu Medenîsi:

b) Dâva hakları

Madde 24 / a

(3444 sayılı ve 04.05.1988 tarihli Kanunun 1. maddesiyle eklenen madde) 1 Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan veya bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunan kişi, tecavüze son verilmesini veya tecavüz tehlikesinin önlenmesini talep edebileceği gibi, sona ermesine rağmen etkisi devam eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını ya da üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.

Maddî ve manevî tazminat davaları açma hakkı ile birlikte bu tecavüzden elde edilen kazançları vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca talep etme hakkı saklıdır.

Manevi tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez ancak miras yoluyla intikal eder.

Davacı şahsiyet haklarının himayesi için kendi ikametgâhı veya davalının ikametgâhı mahkemesinde de dâva açabilir.

Davacı aynı zamanda maddî ve manevî tazminat ile vekâletsiz iş görme hükümleri uyarınca tecavüzden elde edilen kazancın kendisine verilmesini birlikte talep etmiş ise, bu davaları da kendi ikametgâhı mahkemesinde de açabilir.

III-) Madde Gerekçesi:

Yürürlükteki Kanunun 24/a maddesini karşılamaktadır.

Madde yürürlükteki Kanuna 3444 sayılı Kanunla konulmuş yeni bir hükümdür. Maddenin aslı İsviçre Medenî Kanununun 1985 tarihinde yürürlüğe giren yeni 28a maddesidir.

Maddenin birinci fıkrasında zarar ve kusur koşullarını gerektirmeyen saldırı tehlikesinin önlenmesi, saldırıya son verilmesi ve tespit davaları düzenlenmiştir.

Maddenin ikinci fıkrasında, birinci fıkrada yer alan davalarla birlikte davacıya, mahkemece verilen düzeltmenin (tekzibin) ya da kararın “üçüncü kişilere bildirilmesi” veya “kararın yayımını” isteme hakkı tanınmıştır.

Yürürlükteki maddenin üçüncü fıkrası “Manevî tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez, ancak miras yoluyla intikal eder.” şeklindedir. Madde bu şekliyle manevî tazminat istemlerinin hak sahibi tarafından ileri sürülmemesine rağmen ölümü hâlinde mirasçılarına intikal etmesini kabul etmiştir. Böyle bir çözüm tarzının manevî tazminat istemlerinin niteliğiyle bağdaştırılması mümkün değildir. Zira manevî tazminat istemleri ileri sürülmediği sürece kişilik hakkına yönelik saldırıdan elde edilen kazancın istem hakkının başkasına intikal etmesi düşünülemez. Böyle bir istem ileri sürüldükten sonra, malvarlığı niteliği kazanabilir ve miras yoluyla intikal edebilir. Nitekim bu gerçeği göz önünde tutan İsviçre Medenî Kanunu da 93 üncü maddesinin ikinci fıkrasında manevî tazminat isteminin ileri sürülmedikçe miras yoluyla intikal edemeyeceğini kabul etmektedir. Buna uygun olarak maddenin dördüncü fıkrası yeniden kaleme alınıp, değiştirilmiştir. Bu değişiklik sonucu olarak manevî tazminat istemlerinde iki nitelik önemle vurgulanmıştır:

a) Manevî tazminat istemlerinin bir başkasına devredilebilmesi için, bundan sorumlu olan kişi ya da kişilerin bu istemi kabul etmeleri gerekir.

b) Manevî tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için, kişilik hakları saldırıya uğrayan kişinin tazminat istemini ileri sürmüş olması gerekir. Maddeye göre ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi şart olmayıp saldırıya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen hür iradesi yeterli görülmüştür. Madde bu konuda dava şartını öngören kaynak Kanundan ayrılmıştır.

IV-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

Bu madde için kaynak İsviçre Medenî Kanunu’nun iki hükmünü zikretmek gerekir:

1-) ZGB­:

a-) 2. Klage

Art. 28a

1 Der Kläger kann dem Gericht beantragen:

1. eine drohende Verletzung zu verbieten;

2. eine bestehende Verletzung zu beseitigen;

3. die Widerrechtlichkeit einer Verletzung festzustellen, wenn sich diese weiterhin störend auswirkt.

2 Er kann insbesondere verlangen, dass eine Berichtigung oder das Urteil Dritten mitgeteilt oder veröffentlicht wird.

3 Vorbehalten bleiben die Klagen auf Schadenersatz und Genugtuung sowie auf Herausgabe eines Gewinns entsprechend den Bestimmungen über die Geschäftsführung ohne Auftrag.

b-) 3. Gerichtsstand

Art. 28b

1 Zuständig zur Beurteilung von Klagen zum Schutz der Persönlichkeit ist das Gericht am Wohnsitz des Klägers oder des Beklagten.

2 Macht der Kläger gleichzeitig aus der Verletzung Ansprüche auf Schadenersatz, Genugtuung oder Gewinnherausgabe geltend, so kann er diese auch an seinem Wohnsitz erheben.

2-) CCS:

a-) 2. Actions

Art. 28a

1 Le demandeur peut requérir le juge:

1. d’interdire une atteinte illicite, si elle est imminente;

2. de la faire cesser, si elle dure encore;

3. d’en constater le caractère illicite, si le trouble qu’elle a créé subsiste.   

2 Il peut en particulier demander qu’une rectification ou que le jugement soit communiqué à des tiers ou publié.

3 Sont réservées les actions en dommages-intérêts et en réparation du tort moral, ainsi que la remise du gain selon les dispositions sur la gestion d’affaires.

b-) 3. For

Art. 28b

1 Le demandeur peut agir en protection de sa personnalité à son domicile ou à celui du défendeur.

2 S’il fait simultanément valoir des prétentions en dommages-intérêts, en réparation du tort moral ou en remise du gain découlant de l’atteinte, il peut aussi intenter ces actions à son domicile.

 

Not: 23.06.2006 tarihli Federal Kanun ile 01.07.2007 itibariyle İsviçre Medenî Kanunu’nun 28a maddesine yeni bir kenar başlık eklenmiş ve 28b maddesi değişikliğe uğramıştır.

V-) Yararlanılabilecek Monografiler:

Nisim I. Franko; Şeref ve Haysiyete Tecavüzden Doğan Manevi Zararın Tazmini, Ankara, 1973.

Ahmet Kılıçoğlu; Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Ankara, 1982.

Serap Helvacı; Türk, İsviçre Hukuklarında Kişilik Haklarını Koruyan Davalar, İstanbul, 2001.

Nilgün Başalp; Kişisel Verilerin Korunması ve Saklanması, Ankara, 2004.

Ahmet Kılıçoğlu; Şeref, Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Ankara, 2008.

Doruk Gönen; Tüzel Kişilerde Kişilik Hakkı ve Korunması, İstanbul, 2011.



 

1   RG. 12.05.1988; S: 19812.

 

Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.