Sitemizde, siz misafirlerimize daha iyi bir web sitesi deneyimi sunabilmek için çerez kullanılmaktadır.
Ziyaretinize varsayılan ayarlar ile devam ederek çerez politikamız doğrultusunda çerez kullanımına izin vermiş oluyorsunuz.
X

Madde 181

VII. Miras hakları

VII. Miras hakları

Madde 181 - Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.

(6217 sayılı ve 31.03.2011 tarihli Kanunun 19. maddesi ile değişik fıkra) 1 Boşanma davası devam ederken, ölen eşin “…” mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin “…” kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

I-) Not:

Türk Medenî Kanunu’nun 181. maddesinin 2. fıkrasının ilk hali şu şekilde kaleme alınmıştı:

“Boşanma davası devam ederken, ölen davacının mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.”

Ancak hükmün ikinci fıkrasında yer alan “… davacının …” ve “… davalının …” ibareleri Anayasa Mahkemesi’nin 22.10.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararı ile iptal edilmiştir. İptal kararı mahkemenin kararının Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren 6 ay sonra yürürlüğe girmek üzere verilmiştir. Böylece hüküm şu hali almıştır:

“Boşanma davası devam ederken, ölen … mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve … kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.”

Hükümdeki bu ifade zafiyetini dikkate alan kanun koyucu Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı yürürlüğe girmeden önce 14.04.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6217 sayılı Kanun’un 19. maddesi ile bu fıkraya “… ölen …” ibaresinin ardından “… eşin …” ibaresini, “… ve …” bağlacının ardından da “ …diğer eşin …” ibaresini eklemiştir.

II-) Anayasa Mahkemesi Kararı:

Hükmün ikinci fıkrasında yer alan “… davacının …” ve “… davalının…” ibarelerinin Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Bu itiraz Anayasa Mahkemesi’nin T: 21.01.2010, E: 2008/102, K: 2010/14 sayılı kararı ile kabul edilmiştir:

“… Madde metninden ve hükümet gerekçesinden de anlaşılacağı üzere boşanma davasında sadece davacının ölümü halinde ve sadece davacının mirasçılarına MK 181/2. maddesi uyarınca kusur tespiti için davayı takip hakkı tanınmıştır. Davalının ölümü halinde davalının mirasçılarına bu hak tanınmamıştır... davacının mirasçılarına tanınan bir hakkın davalının mirasçılarına tanınmamış olması eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi hak arama hürriyetinin de kısıtlanması hatta bütünüyle engellenmesi anlamına gelir. Nitekim kanun koyucu benzer nitelikte bir düzenleme olan Türk Medeni Kanunu(nun) 159. maddesinde bu hakkı her iki taraf mirasçılarına da tanımıştır. Butlan davasında tanınan bu hakkın boşanma davası için tanınmaması hak arama hürriyetinin kısıtlanması anlamına gelir…

Madde gerekçesinde özellikle zina, hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz hayat sürme gibi sebeplerle açılan boşanma davalarında, davacının ölümü halinde doğabileceği belirtilen haksız ve adaletsiz sonuçların, bu eylemlere maruz kalan davalının ölümü halinde de ortaya çıkabileceği kuşkusuzdur. Davacı eşin zina, hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz hayat sürme gibi fiillerde bulunması karşısında davalı eşin de ayrı bir boşanma davası ya da karşılık dava açabileceğinde tereddüt bulunmamakla birlikte, Yasa’nın davacının mirasçılarına tanıdığı bu haktan davalının mirasçılarının da yararlanabilmeleri için davalıdan boşanma davası açması beklenemez. Hukuk davalarında, “taraf” olma itibariyle davacı ya da davalının hukuki durumları aynıdır. İtiraz konusu düzenleme ile hukuki konumları aynı olan davacı ile davalının mirasçıları arasında farklı kurallar getirilerek bir taraf lehine ayrıcalık tanınmaktadır...

Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması adil yargılamanın ön koşulunu oluşturur.

“Adil yargılanma hakkı”nın ulusalüstü düzeyde genel kabul görmüş ölçütleri arasında önemli bir yer tutan “silahların eşitliği” ilkesi, davanın tarafları arasında yargılama sırasında usul hükümleri yönünden eşit konumda bulunma, taraflardan birine dezavantaj diğerine avantaj sağlayacak kurallara yer vermeme esasını içermekte, diğer bir deyişle davanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin varlığını gerekli kılmaktadır.

Bir hukuk davasında taraf olma durumu nedeniyle hukuki durumları itibariyle eşit oldukları açık olan davacı ve davalının mirasçıları arasında, boşanma davasına devam edebilme bakımından farklı düzenlemeler öngörülmesi, davada hakkaniyete uygun bir dengenin kurulmasına engel teşkil ederek, silahların eşitliği ilkesinin ihlâline neden olur...

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir…” (RG. 22.10.2010; S: 27737).

III-) Yargı Kararları:

1-) YHGK, T: 06.07.2005, E: 2005/2-455, K: 2005/438:

“… Dava, şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Mahkemenin, her iki tarafın kusurlu olduğu yönündeki gerekçe ile tarafların boşanmalarına, davalının istediği maddi ve manevi tazminat ile nafaka isteminin reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Mahkemece kurulan ilk direnme hükmü Hukuk Genel Kurulu’nca HUMK.m.388’e aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.

Yargılamanın bu aşamasında, davacı 03.03.2005 tarihinde intihar ederek ölmüş, davacının çocuklarından Ali Savaş davayı takip etmek istediğini bildirmiş, babasının veraset ilamını ibraz etmiştir. Bunun üzerine mahkemece; TMK.m.181/2 uyarınca boşanma davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve boşanmaya neden olan olaylarda davalının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir.

Bu durumda ortada varlığından söz edilebilecek bir direnme kararı mevcut olmayıp, bozmadan sonra ortaya çıkan maddi ve hukuki olgulara dayalı olarak kurulan yeni bir hüküm bulunmaktadır. Yargıtay denetiminden geçmeyen bu yeni hükme yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir …” 

2-) Y. 2. HD, T: 11.04.2006, E: 2005/17867, K: 2006/5233:

“… Boşanma davası 08.06.2004 tarihinde açılmış, davacı 11.08.2004’te ölmüştür. Bu durumda, evlilik davacının ölümüyle sona ermiştir. Davaya, ölen davacının mirasçısı (ilk eşinden olma oğlu) Şükrü, davalının kusurunun tespiti yönünden devam etmiştir. Devam edilen dava boşanma davası değil, boşanmada davalı eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik tespit davasıdır. … Toplanan delillerden; davalının boşanmayı gerektirecek ağırlıkta bir kusurunun varlığı kanıtlanamamıştır. Mahkemece verilen, davanın reddine dair olan karar; yukarıda açıklanan sebeple kusurun tespiti davasının reddine münhasır olmakla davacının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmesi gerekmiştir …”

IV-) Türk Kanunu Medenîsi:

VII. Malların tasfiyesi

1– Boşanma halinde

Madde 146

Karı koca, mallarının idaresi hakkında hangi usulü kabul etmiş olursa olsun boşanma vukuunda her biri kendi şahsî emvalini geri alır. Husule gelmiş olan ziyade, kabul ettikleri usulün hükümlerine tevfikan aralarında taksim olunur. Zuhur eden noksan, karısı tarafından sebebiyet verildiğini ispat etmedikçe kocaya aittir.

Boşanan karı koca, birbirinin kanuni mirasçısı olamaz ve evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan evvel yapılmış ölüme bağlı bir tasarruf ile temin olunan menfaatleri zayi eder.

Not: Türk Medenî Kanunu’nun 181. maddesinin 1. fıkrası, Türk Kanunu Medenîsi’nin 146. maddesinin 2. fıkrasına tekabül etmektedir.

V-) Madde Gerekçesi:

Maddenin birinci fıkrası yürürlükteki 146 ncı maddenin ikinci fıkrasını karşılamaktadır. Bu fıkraya eşlerin boşanma hâlinde ölüme bağlı tasarruflardan doğan hakları da kaybetmesi, yapılan ölüme bağlı tasarrufta bunun aksinin kararlaştırılmamış olması şartına bağlanmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında, boşanma davası devam ederken, davacı eşin ölümü hâlinde, davalının buna rağmen mirasçı olabilmesi belli koşullar altında engellenmektedir. Buna göre ölen davacının mirasçılarından herhangi birisinin davayı devam ettirmesi ve davalının kusurlu olduğunun sabit olması hâlinde, davalı eş, birinci fıkra hükmünde olduğu gibi davacıya mirasçı olamayacaktır. Davacı eşin ölümü hâlinde evlilik kendiliğinden son bulur. Bu nedenle davacının ölümüne rağmen, mirasçılardan birinin devam ettirdiği bu dava, eşlerin boşanmasına yönelik olmayacak, devam edilen davada, boşanmada davalının kusurlu olup olmadığı karara bağlanacaktır. Bir başka ifadeyle bu durumda devam edilen dava, boşanmada hangi eşin kusurlu olduğunun saptanmasına yönelik olacaktır. Bu durum özellikle zina, hayata kast, pek kötü davranış, haysiyetsiz hayat sürme sebeplerinden biriyle açılan boşanma davasında, davacının ölümü hâlinde, bu eylemlerde bulunan kusurlu davalı eşin buna rağmen mirasçı olabilmesi konusunda haksız ve adaletsiz sonuçların doğmasına da neden olabilecektir. İşte bu haksız durumların önlenmesi amacıyla maddenin ikinci fıkrası kaleme alınmıştır.

VI-) Kaynak İsviçre Medenî Kanunu:

1-) ZGB:

B. Güterrecht und Erbrecht

Art. 120

1 Für die güterrechtliche Auseinandersetzung gelten die Bestimmungen über das Güterrecht.

2 Geschiedene Ehegatten haben zueinander kein gesetzliches Erbrecht und können aus Verfügungen von Todes wegen, die sie vor der Rechtshängigkeit des Scheidungsverfahrens errichtet haben, keine Ansprüche erheben.

2-) CCS:

B. Régime matrimonial et succession

Art. 120

1 La liquidation du régime matrimonial est soumise aux dispositions sur le régime matrimonial.

2 Les époux divorcés cessent d’être les héritiers légaux l’un de l’autre et perdent tous les avantages résultant de dispositions pour cause de mort faites avant la litispendance de la procédure de divorce.

 

Not: Türk Medenî Kanunu’nun 181. maddesinin 1. fıkrası, İsviçre Medenî Kanunu’nun 120. maddesinin 2. fıkrasına tekabül etmektedir. Kaynak İsviçre Medenî Kanunu’nda Türk Medenî Kanunu’nun 181. maddesinin 2. fıkrasına benzer bir hükme yer verilmemiştir.



1   RG. 14.04.2011; S: 27905.

 


Copyright © 2017 - 2019 Prof. Dr. İlhan Helvacı. Tüm hakları saklıdır.